İşe İade Davası Devam Ederken Yeni İşe Girme

0
343

FESİHTEN SONRA BAŞKA YERDE ÇALIŞMIŞ OLAN İŞÇİNİN İŞE İADE DAVASINDAKİ 4 AYLIK ÜCRETİNİN BU ÇALIŞMADAN ETKİLENİP ETKİLENMEYECEĞİ SORUNU

(Karar İncelemesi) Av. Abbas Bilgili

A. GİRİŞ VE KARAR METNİ
15 Mart 2003 tarihinde yürürlüğe giren iş güvencesi hükümleri, daha sonra 10 Haziran 2003 günü yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Yasası içerisine monte edilmiş ve bugüne kadar uygulanagelmiştir. Gerek yasadaki yetersiz düzenleme ve gerekse çalışma yaşamındaki ayrıntılar ve ilginç sorunlar iş hukuku ile teorik ve uygulama düzeyinde ilgilenenleri meşgul etmiş ve etmektedir. Uzmanların görüşleri ve Yargıtay’ın kararları sorunların çözümünde önemli bir işlev yüklenmiştir. Üç yıl gibi kısa bir sürede Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından çok sayıda karar verilmiş, konuya ilişkin bir çok seminer düzenlenmiş ve hayli yayın yapılmıştır. Yaşanan sorunlardan birisi ile ilgili bir Yargıtay kararının incelenmesi bu yazının konusunu oluşturmaktadır. İncelemeye konu olan kararın metni aşağıdaki gibidir.

T.C. YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No : 2005/12592 Karar No : 2005/19362 Tarih : 26.05.2005

Davacı, feshin geçersizliği ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kabul etmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup görüşüldü: Davacı işçi iş sözleşmesinin geçerli sebep olmadan 17.11.2004 tarihinde feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine, işe iadesine ve buna bağlı tazminat ile boşta geçen süre ücretinin hüküm altına alınması isteğinde bulunmuş ve fesihten sonra 2.12.2004 tarihinde yeni bir işe girdiğini açıklamıştır. Davalı işveren, sözleşmenin işletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan geçerli sebeple feshedildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece gösterilen sebebin geçersiz olduğu gerekçesi ile feshin geçersizliğine ve davacı işçinin işe iadesine, işe başlatılmadığı takdirde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının iki aylık ücreti olarak belirlenmesine ve akdin feshi olan 17.11.2004 tarihinden yeni işe başladığı 2.12.2004 tarihine kadar açıkta kaldığı dönem için ücretinin ödenmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Hüküm davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre fesih bildiriminde belirtilen sebebin geçerli olmadığı anlaşıldığından mahkemece feshin geçersizliğine ve davacı işçinin işe iadesine dair verilen karar doğrudur.

Ancak, 4857 sayılı yasanın 21. maddesinde davacı işçinin yasal süresi içinde işverene başvurmasına rağmen işe başlatılmaması halinde işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödeneceği düzenlemesine rağmen mahkemece 2 aylık tazminatın ödenmesine karar verilmesi doğru değildir. Ayrıca davacının fesihten 15 gün sonra başka bir işverende is bulması boşta geçen süre ücret alacağını etkilemediğinden ve davalı feshin geçersizliği ile temerrüde düştüğünden yasal sınır olan 4 aya kadar ücret ve diğer hakların hüküm altına alınması gerekir. Diğer taraftan feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar verilmesine ve bu hükümlerin tespit mahiyetinde olmasına rağmen mahkemece kısmen ret kararı verilerek davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi de isabetli olmamıştır.

Bu nedenlerle mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,
4857 sayılı İş Kanununun 20/3 maddesi gereği dairemizce aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1) Ankara 1. İş Mahkemesi’nin 23.3.2005 tarih ve 1436 E, 122 K, Sayılı kararının bozularak ortadan kaldırılmasına,
2) Davanın KABULÜNE, davalı işverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine,
3) Davacının süresi içerisinde başvurmasına rağmen işverence işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının taktiren davacının dört aylık ücreti olarak belirlenmesine,
4) Davacının süresi içinde başvurması halinde ha
k kazanılacak olan 4 aya kadar boşta geçen süre için ücret ve diğer haklarının davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine,
5) Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6) Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca 350 YTL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
7) Davacı tarafından yapılan 49,64 YTL yargılama ve temyiz giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
8) Temyiz harcının isteği halinde davacı tarafa iadesine,

B. KARARDAKİ BELİRLEMELER
Yargıtay’ın kararında konumuzu ilgilendiren kısım 4 aylık ücretle ilgili kısımdır. Davacı işçinin iş sözleşmesi 17.11.2004 tarihinde işveren tarafından feshedilmiştir. İşçi de iş mahkemesinde işe iade davası açarak 02.12.2004 tarihinde yani fesihten 15 gün sonra yeni bir iş bulmuş ve yeni bir işe girdiğini de işe iade davasında açıklamıştır. Yerel mahkeme işçinin işe iade talebini (feshin geçersizliğini) kabul etmiş, ancak fesih tarihi olan 17.11.2004 ile yeni işe giriş tarihi olan 02.12.2004 tarihi arasındaki 15 günlük sürenin ücretinin ödenmesini kararlaştırmıştır. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararı bozarak verdiği nihai kararda; " …davacının fesihten 15 gün sonra başka bir işverende iş bulması boşta geçen süre ücret alacağını etkilemediğinden ve davalı feshin geçersizliği ile temerrüde düştüğünden yasal sınır olan 4 aya kadar ücret ve diğer hakların hüküm altına alınması gerekir " demiştir. Yukarıda metni verilen karar, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinden bu yana öğretide tartışılan bir konunun Yargıtay tarafından çözümlenmiş olduğunu göstermektedir. Gerçekten de kararda, feshin geçersizliği iddiası ile işe iade davası açan işçinin geçersiz fesihten sonraki 4 aylık süre içinde bir başka işyerinde işe girmesinin işe iade davasını ve yeni işinden almış olduğu ücretin işe iade davasından kaynaklanan 4 ayla sınırlı ücretini nasıl etkileyeceği Yargıtay tarafından belirlenmiş olmaktadır. Bu belirlemeye göre; davacı işçinin yeni bir iş bulması işe iade davasını hiçbir şekilde etkilemeyecek ve yeni işyerinden aldığı ücret de 4 ayla sınırlı ücretini almasına veya mahsup yoluyla azaltılmasına neden olmayacaktır.

C. GENEL BİLGİLER
Yeni iş bulmanın işe iade davasını etkilemeyeceği (ki bu olumsuz etkilenme anlamında kullanılmıştır) hususu bu yazının konusu olmadığından bunun üzerinde durmayacağız. Bizim esasen üzerinde durmak ve irdelemek istediğimiz husus yeni girilen işten alınan ücretin 4 ayla sınırlı ücreti etkilemeyeceği şeklindeki Yargıtay görüşüdür. İş sözleşmesi feshedilen işçinin feshin geçersizliği iddiası ile işe iade davası açması halinde dava süresince başka bir işte çalışması ve ücret geliri elde etmesi mümkün ve sık rastlanan bir durumdur. Nitekim işçi çalışmasa dahi, emekli ise emekli maaşı veya koşulları varsa işsizlik sigortası kapsamında gelir elde etmesi de söz konusu olabilmektedir. Emeklilikten kaynaklanan emekli maaşı ile işsizlik sigortasından gelir elde etmiş olması da bu yazının kapsamı dışında tutularak sadece yeni bir iş sözleşmesinden kaynaklanan ücretin 4 aylık ücretle ilgisi (ya da ilgisizliği) üzerinde durulacaktır. İşe iade davalarının sonuçlarından biri de; feshin geçersizliğine karar verilmesi halinde kesinleşmiş kararın tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde "işe başlamak için" işverene başvuruda bulunulması halinde işçiye "çalıştırılmayan" sürenin 4 aylık kısmının ücretinin ödenmesinin öngörülmüş olmasıdır. Yasada; "kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir" ifadesi kullanılmıştır (İş Yasası, m. 21/3). Yasada, başka işyerinden elde edilen ücretin 4 ayla sınırlı ücreti etkileyip etkilemeyeceğine değinen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle de doktrin (öğreti) bu konuda görüş birliğinde değildir. Farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Bu görüşlerin büyük ölçüde Borçlar Yasası’nın 325. maddesinden ve Alman Feshe Karşı Koruma Yasası’ndan etkilendiği ya da esinlendiği görülmektedir.

D. KONUYA İLİŞKİN ÖĞRETİ GÖRÜŞLERİ
Fesihten sonra başka bir işyerinde iş bularak çalışmış olmanın, en fazla dört aylık tutarındaki ücrete hak kazanmaya engel olup olmayacağı ya da 4 aylık ücretin mahsup yoluyla azaltılmasına neden olup olmayacağı konusunda hukukçuların görüşleri farklıdır.
1. BAŞKA İŞTEN ELDE EDİLEN ÜCRETLE MAHSUP EDİLMESİ ŞEKLİNEDKİ GÖRÜŞ
Literatürde bu konuda ilk görüş bildirenlerden biri olan Ekmekçi; " …mahkemece bu ücrete hükmedilirken, işçinin fesih tarihinden itibaren ilk dört aylık sürede başka bir işte çalışıp çalışmadığının araştırılması, bu sürede başka bir işte çalıştığının belirlenmesi halinde, işçinin kazandığı miktarın, bu dört aylık ücretten düşülmesi gerekir. İşçinin boşta geçirmediği bir sürenin ücretine hükmedilmesi mümkün değildir" şeklinde oldukça kesin bir ifade kullanmış ve bu ifadede fesihten sonraki 4 aylık süre için "işçinin boşta geçirmediği süre" olarak bir nitelendirme yaptığı da dikkat çekmektedir. Ekmekçi, daha sonraki bir konuşmasında da aynı görüşünü tekrarlamış ve "Borçlar Kanunu/325 hükümlerinin burada da uygulanabileceği" görüşünde olduğunu belirtmiştir. Özekes de Ekmekçi’nin bu görüşlerine atıfta bulunarak aynı görüşte olduğu izlemini vermektedir. Soyer; karşılaşılan bu sorun için "…işçiye -işe başlatılsın başlatılmasın, en çok dört aya kadar- ödenmesi gereken ücret tutarından, bu süre içinde işyerinde çalışmaktan dolayı tasarruf ettiği veyahut bir başka işte çalışmak suretiyle elde ettiği veya elde etmekten kasten feragat ettiği gelirin mahsup edilip (BK md. 325 c. 2) edilmeyeceğidir” dedikten sonra da; "kanaatimce bu soru olumlu yönde yanıtlanmalıdır. Çünkü, anılan ödeme tazminat değil, boşta geçen süreye ilişkin ücret kaybının karşılanmasını sağlayan bir tutardır. Aksi düşünce, işçiyi, sözleşme feshedilmeseydi elde edemeyecek olduğu bir miktara kavuşturur ki, böyle bir sonucu feshe karşı koruma müessesesinin a
macıyla da bağdaştırmak mümkün değildir. Nitekim Alman Feshe Karşı Koruma Kanununda, yapılacak ödemeden işçinin başka bir işten elde ettiği veya uygun bir işi yapmaktan kötü niyetle kaçınarak kazanmaktan feragat ettiği tutarın mahsup edileceği açıkça hükme bağlanmış bulunmaktadır" diyor. Soyer’in görüşlerinde de Borçlar Yasası’nm 325. maddesinin ve Alman Feshe Karşı Koruma Yasası ‘nın etkisi ve izleri açıkça görülmektedir. Alpagut da Soyer’in görüşlerine benzer ifadelerle ve gerekçelerle mahsup yapılması görüşünü savunmuş ve bu konuda; "…işçinin anılan süre içinde başka bir işte çalışması durumunda BK. mad. 325 uyarınca mahsup esasının uygulanmasını gerektirir. Zira, yasanın amacı fesihten -işçinin karlı çıkması olmayıp- feshin geçersizliğinin tespiti ile işçinin fesih yapılmamış olsaydı bulunacağı durumun- dört aylık ücretle sınırlı olarak- sağlanmasıdır. Nitekim bu esastan hareket eden Alman hukukunda, feshin geçersizliğinin mahkeme kararı ile tespit edilmesiyle iş ilişkisinin baştan itibaren devam ettiği ve işçinin ücret talep hakkının varlığı kabul edilmektedir. İşverence işçinin çalıştırılmadığı bu süre işverenin temerrüdü niteliğindedir ve işçinin ücret alacağı mahsuba tabidir. Bu bağlamda; işçinin başka bir işte çalışarak elde ettiği gelirler, çalışmaktan kasten kaçındığı değerler ve işsizlik sigortasından aldığı yardımlar mahsup edilmelidir" demiştir. Alpagut da görüşlerini büyük ölçüde Borçlar Yasası. md.325’e ve Alman Feshe Karşı Koruma Yasası’na dayandırmaktadır.
2. BAŞKA İŞTEN ELDE EDİLEN ÜCRETİN 4 AYLIK ÜCRETİ ETKİLEMEYECEĞİ GÖRÜŞÜ
Başka işten elde edilen ücretin 4 aylık ücrete engel olmayacağı konusunda "çalıştırılmayan süre" kavramına da vurgu yaparak ilk ciddi eleştiriyi Taşkent getirmiş ve; "maddede işçinin çalışmadığı değil, işveren tarafından "çalıştırılmadığı süre "den söz edildiğine göre, dava sırasında işçi başka bir yerde çalışsın veya çalışmasın, bu parayı alacaktır" görüşünde olduğunu belirtmiştir. Taşkent, daha sonra iki meslektaşı ile birlikte yazdıkları bir başka eserde de aynı görüşünü yinelemiştir . Günay da başka bir işte çalışarak para kazanmanın söz konusu olduğu durumda; "boşta geçen sürelere ait ücret ve diğer haklardan B.K. 325. madde uyarınca indirime gidilemeyeceği, anılan ücret ve diğer haklardan işçi sanki hiç ara vermemiş gibi Yasa gereği yararlanacağı " görüşündedir. Günay da daha sonraki bir eserinde ve iki meslektaşı ile birlikte yazdıkları bir başka eserde bu görüşünü yinelemiştir Tuncay da Alman Hukukunda, başka işte çalışan işçinin elde ettiği ücretin mahsup edildiğini belirtirken, haklı olarak o uygulamada boşta geçen süre ücretinin 4 ayla sınırlı olmadığını ve boşta geçen süre ücretinin tamamına hükmedildiğini, bizde ise bu ücretin 4 ayla sınırlandırılmış olması nedeniyle "bu miktardan bir de indirim yapılmasını beklemek pek adil bir çözüm olmayacaktır" dedikten sonra da yasa hükmündeki ifadenin "BK md. 325’e başvurmayı gerektirmeyecek kadar açık ve kesin " olduğunu belirtmektedir . Uçum’un yorumu, ilk dört aylık sürede başka yerde çalışmış olmanın 4 aylık ücreti olumsuz etkilemeyeceği görüşüne uygun gibi görünürken , Uzun da bu konuda Taşkent’in yorumuna katılmaktadır . Kıhçoğu da Taşkent’in görüşüne katıldığını belirtirken, aslında bu dört aya kadar çalıştınlmamanın karşılığı olan ücret ve diğer hakları da bir "medeni ceza" olarak değerlendiriyor . Süzek de Tuncay ve Taşkent’in görüşlerine değinerek ağırlık kazanan bu görüşe katılmaktadır . Güzel ise bu konudaki öğreti görüşlerini özetledikten sonra, bu ücretten tenzil yoluna gidilemeyeceğini belirtmektedir . Akyiğit, bu konuda; "…bizce de böyle bir indirime gidilmemelidir” derken, Bilgili de aynı görüşleri paylaşmaktadır .
Ç. YARGITAY’IN GÖRÜŞÜ
Karar metninden de anlaşılacağı üzere; yüksek mahkeme öğretideki ağırlıklı görüş olan mahsup yapılmaması görüşünü benimsemiştir. Kararda; "…davacının fesihten 15 gün sonra başka bir işverende iş bulması boşta geçen süre ücret alacağını etkilemediğinden ve davalı feshin geçersizliği ile temerrüde düştüğünden yasal sınır olan 4 aya kadar ücret ve diğer hakların hüküm altına alınması gerekir" denilmektedir. Bu ifadede, başka bir işverende iş bulmanın boşta geçen süre ücretini etkilemeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Kavram birliğinin sağlanması ve yasadaki kavramla uyumlu olması açısından Yargıtay’ın da bu süre için "boşta geçen süre" kavramını değil, "çalıştırılmayan süre" kavramını kullanmasının da daha uygun olacağını burada belirtmekte yarar var.
E. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Dört aylık ücretin yeni işten elde edilen ücretle mahsup işlemine tabi tutulması gerektiği görüşünde olanlar (örneğin Ekmekçi ve Soyer) bu süre için genellikle "boşta geçen süre" kavramını kullanırken, aksi yönde görüş bildirenlerin (örneğin Taşkent) ise "çalıştırılmayan süre" kavramını tercih ettiği görülmektedir. Burada kavramlar üzerinden gidildiğinde, Taşkent’in kullandığı "çalıştırılmayan süre" kavramının yasadaki kavramla örtüştüğü (daha doğrusu aynı kavram olduğu) görülmektedir. Yargıtay’ın ise kavram konusunda oldukça savruk ve dağınık bir tutumda olduğu; bazen "boşta geçen süre" bazen da "çalıştırılmayan süre" kavramını kullandığı gözlenmektedir. Yargıtay bu iki kavramı eş anlamlı olarak düşünüp bu nedenle ikisini de kullanmış olabilir, ama bu iki kavramın eş anlamlı olmadığı ve örtüşmediği kanısındayız. Şöyle ki; "boşta geçen süre" kavramı daha geniş ve daha pasif bir durumu ifade ederken; "çalıştırılmayan süre" kavramı kanımızca daha dar ve işçinin çalışmaya hazır olmakla birlikte buna engel olunması durumunu kapsayan bir aktivite halidir. Bu nedenle de "çalıştırılmayan süre" kavramının işverenin temerrüdünü izah etmek anlamında daha uygun bir kavram olduğu da açıktır. Çünkü işçi çalışmaya hazırdır, ancak işveren buna engel olmaktadır. Yasanın lafzı, başka işyerinde çalışmış olmanın bu ücrete hak kazanmaya engel teşkil etmeyeceği yorumuna daha müsait görünüyor. Çünkü, yasadaki "çalıştırılmadığı süre için&
quot; ibaresi, işçinin işine son veren işverenin çalıştırmama eylemini anlatır biçimdedir. Burada "çalışılmayan" değil, "çalıştırılmayan" ifadesi kullanılmıştır. Bu ifade, işçinin işvereni tarafından, (daha açıkçası işine son veren işvereni tarafından) çalıştırılmamış olduğu anlamına uygun düşmektedir. İşçinin çalışmak istemesine karşın işverenin işçiyi çalıştırmaması işverenin temerrüdü anlamına gelir. Bu yorumdan, işçinin fesihten sonra başka bir işyerinde çalışmış olmasının bu ücrete hak kazanmaya engel teşkil etmeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Daha çok belirli süreli iş sözleşmelerinin haklı bir sebep yokken işveren tarafından süresinden önce feshedilmesi halinde işçi tarafından bakiye süre ücretinin istenmesi hallerinde uygulanma imkanı bulunan Borçlar Yasası’nın 325. maddesinin iş güvencesi hükümleri ile birlikte düşünülmesinin uygun olmayacağını düşünüyoruz. Bu madde; "İş sahibi kabulde temerrüd ederse, işçi taahhüt ettiği işi yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki ücreti isteyebilir. Şu kadar ki işi yapamadığından dolayı tasarruf ettiği yahut diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasden feragat eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur (Borçlar Yasası, md. 325)" şeklindedir. İşe iade davalarının çok azı dört aylık sürede sonuçlandırılabilmekte, büyük çoğunluğu ise 8-9 ay gibi bir sürede kesinleşebilmektedir. Muhtelif nedenlerden dolayı uzayan bazıları ise bir yıldan da uzun sürebilmektedir. İşçinin çalışmaktan ve buna bağlı olarak ücret elde etmekten mahrum bırakıldığı bu sürenin çoğu zaman dört ayı çok aştığı ve yasal sınırlama gereğince sadece dört aylık kısmın ücretini isteyebildiği bir gerçektir. Aslında bu durum örtülü bir mahsubu zaten içermektedir. Sürenin dört aydan fazla olduğu durumlarda (ki çoğunlukla öyledir), dört aydan artan kısmın ücretini işçi isteyememektedir. Bu durum işçinin bu süreye ait hakkının yasayla sınırlanması anlamına geldiğinden, işçi tarafından yapılmış bir yasal fedakarlık anlamına da gelir. İşçinin çalıştırılmadığı bu sürenin yasayla dört ayla sınırlandırılmasına ilave olarak, dört aylık ücretin bir de BK.325 gereğince mahsuba tabi tutulması demek işçinin ikinci bir fedakarlığa katlanması demektir. İşçiden bu ikinci fedakarlığı beklemenin çok da adil bir davranış olmayacağı açıktır. Nitekim Alman Feshe Karşı Koruma Yasası başka işten elde edilen ücretin mahsup edilmesini kabul etmekle birlikte, dört ayla sınırlamak gibi bir yasal düzenlemeyi içermemektedir. Yani orada işçi çalıştırılmadığı sürenin sadece dört aylık kısmını değil, tamamını isteme hakkına sahiptir. Bu nedenle de mahsup ilkesini kabul etmiş olmasını normal kabul etmek gerekir. 4857 sayılı İş Yasası’nda başka işten elde edilen ücretin çalıştırılmayan dört aylık süre ücretinden mahsup edilmesi konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu mahsubun yapılabilmesi için iş güvencesi hükümleri içerisinde bu yönde bir düzenlemeye yer verilmesi gerekirdi. Yasa koyucu, böyle bir düzenlemeye gerek görmemekle, mahsup ilkesinin uygulanmasını istememiştir. Sonuç olarak, Yargıtay’ın bu konuda öğretideki ağırlıklı görüş doğrultusunda isabetli bir sonuca ulaştığını kabul etmek gerekir diye düşünüyoruz. Geçersiz sebeple işine son verilen işçinin işe iade davası açmadan önce ya da sonraki günlerde yeni bir iş bularak çalışması halinde, yeni işten elde ettiği ücretin 4 aylık ücretle mahsup işlemine tabi tutulmasının adil olmayacağı, işçinin her iki işverenden aldığı bu iki ücrete de hak kazanacağı görüşünün bizce de isabetli olduğu ve benzer sorunların çözümünde anılan kararın önemli işlevi olacağını düşünmekteyiz.

KAYNAKÇA
AKYİĞİT, Ercan; İçtihatlı ve Açıklamalı 4857 sayılı İş Kanunu Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006, 2. Cilt ALPAGUT, Gülsevil; İş Sözleşmesinin Feshi ve İş Güvencesi, III. Yılında İş Yasası (Seminer Notları) Türkiye Toprak Seramik Çimento ve Cam Sanayi İşverenleri Sendikası Yayını, Bodrum 21-25 Eylül 2005 BİLGİLİ, Abbas; İş Güvencesi Hukuku İşe İade Davaları, 2. baskı, Karahan Yayınları, Adana 2005 ÇANKAYA, Osman Güven/GÜNAY, Cevdet İlhan/GÖKTAŞ, Seracettin; Türk İş Hukukunda İşe İade Davaları, Yetkin yayınları, Ankara 2005 EKMEKÇİ, Ömer; Yeni İş Kanunu Karşısında Yargı, Dava Süreci ve Olası Uygulama Sorunları, Mercek, Temmuz 2003 EKMEKÇİ, Ömer; İş Güvencesi Kurumu ve İşe İade Davaları isimli kitap içindeki konuşma metni, Legal Yayıncılık, İstanbul, Mayıs 2005 EYRENCİ, Öner/TAŞKENT, Savaş/ULUCAN, Devrim; Bireysel İş Hukuku, 1. baskı, Legal Yayınevi, İstanbul 2004 GÜNAY, Cevdet İlhan; İş Hukuku Yeni İş Yasaları, Ankara 2003, Yetkin Basımevi GÜNAY, Cevdet İlhan; İş Kanunu Şerhi, Cilt 2, Yetkin yayınları, Ankara 2005 GÜZEL, Ali; İş Güvencesine İlişkin Yasal Esasların Değerlendirilmesi, İş Güvencesi Esasları ve Uygulama Sorunları isimli kitap içerisindeki tebliğ metni, İstanbul Barosu Yayınlan, 2004 KILIÇOĞLU, Mustafa; İş Kanunu Yorumu ve Yargıtay Uygulaması, Ayhan Yayıncılık, İstanbul 2005 ÖZEKES, Muhammet; İş Kanunu’nun 20. ve 21. Maddelerinin Medeni Yargılama ve İcra Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi, 75. Yaş Günü İçin Prof. Dr. Baki Kuru’ya Armağan içerisinde SOYER, Polat; Feshe Karşı Korumanın Genel Çerçevesi ve Yargıtay Kararlan Işığında Uygulama Sorunları, İş Güvencesi Kurumu ve İşe İade Davaları içindeki tebliğ metni, Legal Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2005 SÜZEK, Sarper; İş Hukuku, Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş. İstanbul 2005 TAŞKENT, Savaş; İş Güvencesi ve Yasal Düzenleme, Belediye İş Sendikası Yayını, Ankara 2002, TUNCAY, Can; İş Güvencesi, Çimento İşveren, Mart 2004 UCUM, Mehmet; İşe İade Taleplerinde Başlıca Sorunlar, , İş Güvencesi Kurumu ve İşe İade Davaları içindeki tebliğ metni, Legal Yayıncılık, 1. Baskı, İstanbul, Mayıs 2005, Aynı yazı ayrıca Güncel Hukuk Dergisi’nin Şubat 2005, Sayı 14Me yayınlanmıştır. UZUN, Bekir; Yeni İş Yasası Semineri, İstanbul Ticaret Odası Yayını, İstanbul 2004

 
 

http://www.hukuki.net/

CEVAP VER