Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
BIST 102.410
DOLAR 4,5161
EURO 5,3091
ALTIN 187,06

KDV Kanununun Serbest Meslek Kazançlarına İlişkin Düzenlemesi41 defa okundu

kategorisinde, 21 Nis 2014 - 14:44 tarihinde yayınlandı

Kanunların Anayasa’ya aykırılık teşkil edecek bir şekilde düzenlenmesi düşünülemez, zira devletler, yasama erkini kullanırken Anayasal haklara, uluslar arası sözleşmelere, insan haklarına aykırılık teşkil edecek bir hükme yer veremezler, yapılan kanun düzenlemelerinde Anayasal düzenleme ile garanti altına alınan eşitlik, hak ve özgürlüklere aykırı düzenlemeler ilk aşamada Anayasa hükümlerine aykırı olacaktır. Yasama erkinin yapmış olduğu kanun düzenlemeleri arasında çelişki oluşmaması, eşitlik ilkesini zedeler nitelikte olmaması durumlarının göz önünde bulundurularak yapılması gerekmektedir. 
02.11.1984 tarih ve 18563 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve bu güne değin çeşitli değişikliklere uğramakla birlikte yürürlük kazanmış olan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu düzenlemesinde aşağıda yapılacak açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Anayasanın ilgili hükümleri ile diğer vergi kanunları arasında yer alan eşitlik ilkelerine de açıkça aykırıdır.
I- ANAYASA HÜKÜMLERİNE AYKIRILIK
Anayasamızın 2’nci maddesine göre “ Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen 5’inci maddesi”….., kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” Şeklindeki Anayasa hükmü karşısında, kişilerin huzuru ve güvenini sarsacak, mutluluğunu , temek hak ve hürriyetlerini tehdit edecek her türlü girişim düzenleme ve fiilleri engellemek, kaldırmak görevini yüklemiştir. Yasama erkine sahip kanun koyucunun Anayasanın bu hükümlerini açık bir şekilde ihlal edecek bir düzenleme yapması düşünülemez, zira vergi kanunlarının da bu hükümlere aykırı düzenlenmesi düşünülemez.
Tahsil etmediği bir mali yükümlülükten sorumlu tutulması halinde kişinin huzuru bozulacaktır, yapılacak bir vergi incelemesinde bu nedenle yapılacak tarhiyatla ekonomik bir zorlukla karşılaşacağı gibi vergi ziyaı cezası ile cezalandırılacaktır, bu şekilde karşılaşılan müeyyide hukuka aykırıdır. Hak ve adaleti sağlamakla görevlendirilen devlet, hak ve adaleti zedeleyici uygulamanın muhatabı olacaktır.
Herkesin Kanun önünde eşit olduğunu düzenleyen 10’uncu maddesi “ … Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” Hükmü ile herkesin kanun önünde hiçbir ayırım yapılmaksızın eşit olduğuna ilişkin tam güvence vermiştir.
Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı başlığı ile 17 maddesinde ”Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir…..” verilen güvence ile kişinin maddi ve manevi varlığının zarar görmesine izin verilemez.
Yapılacak kanun düzenlemeleri ile kişinin maddi ve manevi varlığını tehdit edecek bir uygulamaya yer verilmesi anılan hükmün açık şekilde ihlali olacaktır. 
Vergi kanunları uygulaması bakımından 3065 sayılı kanun, serbest meslek faaliyetinde bulunan serbest meslek erbabının maddi ve manevi varlığını tehdit eder derecededir, zira aşağıda da açıklanacağı üzere, kanunun konuluş amacı ve hedef kitlesi nihai tüketici olmakla birlikte bu vergiyi tahsil edecek olan ve vergi dairesine karşı asıl itibari ile sorumlu olmakla birlikte mükellef olarak değerlendirilen kişi devlet ile tüketici arasında bir köprü görevi görmekle birlikte tahsil etmemiş olduğu bir verginin yüklenilmesi durumunda maddi ve manevi bütünlüğü itibari ile tehdit edilmektedir.
Temel hak ve hürriyetlerin niteliğini açık bir şekilde düzenleyen Anayasamızın 12’nci maddesinde “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.” Şeklindeki düzenleme ile kişinin hak ve hürriyetleri Anayasamızın bu hükmü ile garanti edilmiştir. Kişinin hak ve hürriyetini engelleyecek veya zedeleyecek ya da zayıflatacak uygulamaların ve bu uygulamaların da kanunla ve Devlet erki tarafından getirilmesi elbette Anayasanın anılı hükümlerine aykırılık teşkil edecektir.
Devletler, Hükümranlık sahaları içerisinde cereyan eden / edecek iş ve işlemlerden egemenlik hakları ile Anayasalarınca tanınan hak ve yetkilerini kullanmak üzere katlanılması gereken ekonomik bedeli karşılamak üzere yapacakları kanunlarla kişi veya kurum ve kuruluşlardan para toplamak durumundadırlar, bu kişi, kurum ve kuruluşların katlanmaları gereken para ise vergidir.
Vergi ancak kanunlarla konulur, kaldırılır veya değiştirilir, bu bakımdan Trkiye Cumhuriyeti Anayasasının 73 üncü maddesinde vergi ödevi başlığı ile “ Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.” Şeklinde yapılan anayasal düzenleme ile verginin nasıl tahsil edileceğine ilişkin düzenlemelere aykırılık teşkil edecek bir düzenleme yukarıda açıklanan Anayasal hak ve düzenlemeleri açıkça ihlal edecektir zira, Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesini düzenleyen 11’inci maddesi“ Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. “ kuralı karşısında yapılacak kanun düzenlemelerinin uyulması gereken sınırlarını çizmiş bulunaktadır.
II- 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU HÜKÜMLERİNE AYKIRILIK
3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun birinci maddesinde verginin konusunu oluşturacak işlemler “Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,” 
10/a maddesinde vergiyi doğuran olay “ Mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması, “ na bağlanmıştır.
Yine 3065 sayılı Katma değer Vergisi Kanunun 1’inci maddesinde düzenlenen ve verinin konusunu oluşturan işlemler “Ticari, sınaî, ziraî faaliyet ile serbest meslek faaliyetinin devamlılığı, kapsamı ve niteliği Gelir Vergisi Kanunu hükümlerine göre; Gelir Vergisi Kanununda açıklık bulunmadığı hallerde, Türk Ticaret Kanunu ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine göre tayin ve tespit edilir.” Şeklinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa atıfta bulunulmuştur. 
Dolayısıyla 193 sayılı Gelir vergisi kanununda verginin konusunu oluşturan gelir unsurları 3065 sayılı kanunun da konusunu oluşturacağı öngörülmüştür. Anılan gelir unsurları 193 sayılı GVK 2 nci maddesinde 7 bent halinde sayılmış olup bu gelir unsurlarının elde edilme şartları ise kanunda sayılmamış olmakla birlikte dört ana unsurla tespit edilebilmektedir. Bu unsurlar; 1- Tahakkuk Esası,2- Ekonomik tasarruf Esası 3- Hukuki Tasarruf Esası 4- Fiili tahsil esası
193 sayılı Gelir Vergisi kanunun Ticari ve zirai kazançları kanunun 37 ve devamı maddelerinde açık bir şekilde tahakkuk esasına dayandığını, serbest meslek kazançlarının ise yine anılı kanun 65-68 maddelerinde tahsil esasına dayandığını öngörmüştür.
193 sayılı GVK 65 maddesinde “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. 
Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır. “ şeklindeki düzenleme ile kanunun 66 maddesinde tarif edilen serbest meslek erbabının özelliklerini çizmiştir. Kanunun 66 maddesinde “ Serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır.” Şeklinde düzenleme ile serbest meslek erbabı, serbest meslek erbabının elde edeceği kazancın niteliklerini düzenlemiş olmakla birlikte bu kazancın nasıl ve hangi şartlarda elde edildiği ya da elde edilmiş sayılacağını ve dolayısıyla verginin konusunu nasıl teşkil edeceğini ise 67 nci maddesinde “Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan fark…“ açık bir şekilde tahsil esasına bağlamıştır.
Gelir vergisi kanununun bu hükümlerine 3065 sayılı Katma değer vergisi kanununun serbest meslek kazancının tespitinde uyulması ve uyum içinde olması gerekir iken tam aksine bir uygulama öngörmesi yukarıda açıklanan hükümlere aykırılık teşkil etmektedir. Serbset meslek erbabının tahsil etmediği bir vergiden sorumlu tutulması, yeüklenmediği bir vergiyi ödemek zorunda bırakılması ve bu zorunluluğun kanunla öngörülmesi hukuka aykırı, anayasal hakların ihlali anlamını da teşkil etmekle birlikte adeta cezalandırımlak istenmektedir.
III- 213 SAYILI VERGİ USUL KANUN HÜKÜMLERİNE AYKIRILIK
213 sayılı vergi usul kanunu 8 inci maddesinde mükellef ve vergi sorumlusu “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzelkişidir. Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi… “ olarak tanımlanmış, 11’inci maddesinde vergi kesenlerin sorumluluğu , 19’uncu maddesinde ise vergiyi doğuran olay “Vergi alacağı vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı” , 3 /A maddesinde “Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade edeceği, Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanacağı,” 3 / B maddesinde “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esas…” alınacağı Şeklinde yapılan düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere;
3065 sayılı Kanun bakımından,Birincisi verginin esas mükellefi tüketici olup serbest meslek erbabı ise verginin sorumlusu konumundadır, devlet adına tahsil selahiyeti yüklenilen kişidir, dolayısyla tahsil etmesi halinde yüklenmiş olduğu vergiyi yüklenici sıfatıyla idareye ödemekle sorumluluğu söz konusu olacaktır, tahsil etmemiş olduğu bir ücret üzerinden verginin hesaplanarak alınması da söz konusu olmayacaktır.
İkinci unsur olarak 193 sayılı GVK nunun bu kazancı tahsil esasına dayandırmasının bir başka kıstası da bu kazancı Ticari kazançtan ayıran özelliği itibari ile tahsili serbest meslek makbuzuna bağlanmıştır, zira Ticari, sınai kazancın tespitinde geçerli olan tahakkuk esası Fatura ve benzeri belgelerle yapılmakta olup gerek , tahsili ise makbuza dayanmaktadır, fatura ile serbest meslek makbuzuna ilişkin 213 sayılı vergi usul kanununda yapılan düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere, elde etme şartı fiili tahsile bağlanmış ve tahsil edilmemiş bir ücrete ilişkin makbuz düzenlenemeyeceğine göre vergiden de bahsedilmesi düşünülemez.
Bu nedenle tahsil edilmemiş olan bir verginin sorumluya yüklenilmesi onu cezalandırmaktan başka bir tanımlama olmayacağı gibi hukuka ve anayasanın yukarıda sayılan hükümlerine de aykırıdır.
3065 sayılı Katma Değer vergisi kanunun 1 ve 10 maddelerindeki hükümler gerek anayasa gerek hukuk ve gerekse 213 sayılı VUK ile 193 sayılı GVK hükümlerine açık bir şekilde aykırıdır.
Ancak, konuya hassasiyetimden yapmış olduğum araştırma sonucu yukarıda aktarmaya çalıştığım aykırılığın giderilmesine yönelik kanun değişiklik teklifi 26.10.2007 tarih 2/41 Esas kayıt numarası ile Başbakanlık kayıtlarına ve 05/11/2007 tarihinde de Plan ve Bütçe Komisyonuna görüşülmek üzere gönderilmiş olmakla henüz Komisyondan çıkmadığı anlaşılmıştır.
SONUÇ:
Yukarıda ana hatları ile anlatıldığı üzere 3065 sayılı kanunun 1 ve 10 maddelerinde serbest meslek kazancına ilişkin düzenleme hukuka, Anayasaya aykırıdır, bu aykırılığın giderilmesi gerekmekle birlikte yie yukarıda aktarmış olduğum kanun değişiklik teklifinin bir an önce komisyondan geçerek TBMM ne görüşül
mek üzere gönderilmesi gerekmektedir. Zira Vergi idaresinin özellikle bazı bölgelerde başlatmış olduğu incelemelerle, özellikle hukuk camiasını hedef almış olması sonucu bir çok meslektaşlarımız hak etmediği bir uygulama ve sonuç itibari ile yargıya intikal edecek davalara sebebiyet verecektir.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ