Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 98.932
DOLAR 6,2045
EURO 7,3181
ALTIN 239,79

Limited Şirketlerde Ortakların Vergi Borcu Karşısındaki Durumları127 defa okundu

kategorisinde, 21 Nis 2014 - 14:51 tarihinde yayınlandı

I-GİRİŞ 

Türk Ticaret kanunumuzun 503 maddesinde limited şirketler “İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut ve esas sermayesi muayyen olan şirket …” Şeklinde tanımını bulmuş ve devamı 504. maddesinde “Ortakların sayısı ikiden az ve elliden çok olamaz.” Şeklinde hükme bağlanmış olmakla Ortak sayısında bir sınırlamaya tabi tutmuştur
Limited şirketlerin kanun maddesindeki tanımdan da anlaşılacağı üzere, sadece gerçek kişiler yada hem gerçek kişi şahıs ve başka tüzel kişiliklerin ya da sadece tüzel kişiliklerin de kendi aralarında bir limited şirket kurabilecekleri anlaşılmaktadır. TTK nun 504 maddesi ile limited şirketlrde ortaklık sayısı en az iki ve ene fazla ise 50 kişi ile sınırlandırılmıştır. Bu bakımdan bir limited şirketin en az iki ve en fazla 50 ortağı bulunabilecektir. Limited şirketlerin ekonomik tedavüle sunacakları hizmetlerine de bir bakımdan müdahale edilmiş olduğunu görmekteyiz, zira limited şirketlerin faaliyet konularında bankacılık ve sigortacılık faaliyetlerine izin verilmemiştir, TTK 503 maddesş ikinci fırkasındaki hükme göre de ayrıca anonim ortaklık şeklinde kurulan sermaye şirketleri gibi ortakların koymuş oldukları sermaye için hisse senedi çıkaramamaktadırlar. ancak sigorta acenteliği dahil geri kalan bütün ekonomik ve ticari faaliyetlerde bulunabileceklerdir.limited şirketler TTK 512 maddesindeki hükme istinaden ticaret siciline tescil edilmekle hükmi şahsiyet kazanırlar.

II-ŞİRKET TÜZEL KİŞİLİĞİ AÇISINDAN SORUMLULUK ŞEKLİ

Tüzel kişiliği haiz Limited şirketler, kamu alacaklarına karşı olan sorumlulukları bakımından kamu alacağını karşılamak üzere bütün varlıkları ile sorumludurlar ve bu açıdan gerçek kişlerden her hangi br faklılıkları söz konusu değildir, kamu alacaklarına karşılık gelecek ya da karşılayacak bütün aktifi ile sorumlu tutulan tüzel kişiliği haiz limited şirketler sadece kamu alacakları için değil piyasa ekonomisinde yer aldığı ve tedavüle katıldığı sürece üçüncü şahıslara karşı da yine mal varlıklarının tamamı ile sorumlu tutulmaktadır. Ancak gerek üçüncü şahıslara olan borçları ve gerekse kamuya olan borçlarını karşılayacak miktarda mal varlığından yoksun bulunması halinde bu durumda gerekli yasal yollara gidilmek koşulu ile ortakların sorumluluğuna gidilmesi söz konusu olabilecektir. Limidet şirket ortakları bakımından üçüncü şahıslara olan şirket borçlarından dolayı sadece şirkete karşı taahhüt etmiş oldukları sermaye miktarları ile sınırlı sorumlu tutulmuşken, 4369 sayılı kanunla yapılan düzenleme öncesinde 6183 sayılı AATUHK 35 maddesideki düzenleme de yine buna paralel bir hüküm içermekteydi, yani şirket ortakları kamu alacaklarına karşı da yine TTK hükümlerindeki düzenlemeye paralellik taşıyan şirkete karşı taahhüt etmiş oldukları sermaye miltarları ile sorumluluk altında blunmkataydı, ancak 4369 sayılı kanununla 6183 sayılı kanunun 35 maddesinde yapılan yeni bir düzenleme ile kamu borçları açısından farklı bir sorumluluk düzenlemesine tabi tutulmuştur buna göre gerek kanuni temsilcilerin sorumluluğunu düzenleyen 213 sayılı vergi usul kanununun 10 maddesi ve gerekse ortakların sorumluluğunu düzenleyen 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkında Kanunununda sorumluluklar kamu alacağının tahsil şekillkeri yeniden düzenlenmiştir. Ortaklar bakımından sorumluluk halini düzenleyen 6183 sayılı AATUHK 35.maddesinde bir taraftan şirket ortaklarının sorumluluk sınırlamasını sermaye miktarı ile değil de şirkete karşı taahhüt etmiş oldukları sermaye oranında sorumluluk yüklenmiştir.başka bir ifade ile ortaklar şirkete karşı taahhüt ettikleri sermayeleri oranında kamu borçlarından sorumlu hale geitilmişlerdir.
Yargıtay 10 Hukuk Dairesi 16.3.2006 tarih ,2005 / 12534 Esas ve 2006 / 2884 karar sayılı kararında ”… Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı olmayan kurum alacaklarından sermaye hisseleri oranında sorumlu…” şeklinde karar vermiştir.
Yani bir limited şirketin tahsil olanağı bulunmayan kamu alacaklarından ortakların sorumlulukları sermaye oranları dahilinde olacaktır. Buna bir örnek verecek olursak; 5.000.* YTL sermaye ve eşit paylara sahip A VE B iki ortaklı kurulmuş buluna bir limited şirketindeki ortakların hisseleri % 50 olacaktır. Bu durumda ortaklar TTK 503 maddesindeki tanımı ile sermaye miktarı bakımından her bir ortak 2.500 YTL sorumlu olacakken, 6183 sayılı AATUHK nun 35 maddesindeki hükümleri gereğinde şirketin kamu borcunun %50 oranında her bir ortak sorumlu tutulabilecektir. Başka bir ifade ile şirket sermayesi 5.000 YTL iken şirketin 100.000 YTL kamuya olan borcundan her bir ortaklık kendi hisseleri oranı olan %50, yani 50.000.-YTL tutarında sorumlu tutulabilecektir kamu alacağının tahsili bakımından öncelikli olarak şirketin tüzel kişiliğine gidilmesi gerekir. Şirket tüzel kişiliğinde bulunan menkul ve gayrimenkuller ile haczi kabil varlıkları amme alacağını karşılamayacak durumda ise , ve bu doğrultuda yasada belirtilen şekilde bütün tahsil yolları kapanmış ve şirketin aciz durumda olduğu belirlenebilmiş i ise, ancak bu durumda önce şirketin kanuni temsilcilerine aynı şekilde gidilmesi gerekir, kanuni temsilcilerinden de tahsil olanağı kalmamış ve aciz durumları tespit edilmiş ise bu durumda artık şirket ortaklarının şirkete karşı taahhüt etmiş oldukları sermayeleri oranında şirket ortakları nezdinde kamu idaresi, tahsil cihetine gidilmek üzere harekete geçecektir. Kamu alacakları öncelikli olarak şirket tüzel kişiliğinde aranır. Kamu alacağının şirket tüzel kişiliğinden tahsil olanağının kalmaması ve şirketin aciz durumumun tespit edilmesi halinde
1- kamu idaresinde şirket tüzel kişiliğe ait mal varlığının 6183 sayılı kanun hükümlerine göre yapılacak değerleme sonucu amme alacağını karşılamayacak durumda ise,
2- şirketin haczi kabil başka her hangi bir mal varlığı ile üçüncü şahıslardan hak ve alackları tespit edilmemiş ise
3-Tüzel kişiliğin iflasının istenmiş ya da iflasının açılmış olması hallerinde amme alacağının iflas yoluyla takip sonucunda da tahsil edilemeyeceği anlaşılmış ise ,
4- bütün araştırma ve incelemeler sonucunda şirketin adresi tespit edilememiş ya da bulunamamış ise
bu durumda şirket ortakları veya kanuni temsilcileri nezdinde kamu alacağının tahsil cihetine gidilebilecektir..

yukarıdaki açıklamalarımızı destekler niteliğini taşıyan Danıştay 7.Dairesi’nin 1994/395 sayılı kararında özetle “asıl borçlu olan limited şirketten amme alacağının tahsil edilmesine olanak kalmadığı yolunda bir tespit yapılmadan,şirketin acze düştüğü saptanmadan ve yükümlünün temsilci değil, sadece limited şirket ortağı olduğu hususu nazara alınmadan, amme alacağının şirket ortağı olan davacıdan tahsili yoluna gidilmesinde yasaya uyarlık bulunmadığı cihetle mahkemece yazılı gerekçe ile verilen kararda isabet görülmemiştir.” Şeklindedir. Yine Danıştay 3.Dairesinin 1995/2034 sayılı kararında özetle şirket takip edilerek kamu alacağının,şirketini mal varlığından tahsiline olanak kalmadığı saptanmadıkça, limited şirket ortaklarının takip edilemeyeceği hükmüne varmıştır.

II-LİMİTED ŞİRKETLERDE TAHSİL EDİLEMEYEN KAMU ALACAKLARINDAN ORTAKLARIN SORUMLULUĞU

6183 sayılı sayılı kanunun 35 maddesindeki hükümlere 4369 sayılı kanunla önemli değişikliklere gidilmiş, bu düzenlemeden önce şirket ortakları TTK hükümlerinde yer alan düzenmeleye paralel bir sorumluluk taşımakta iken yani sermaye miktarları ike sorumlulukları düzenlenmiş iken 4369 sayılı kanunla yapılan düzenlemeden sonra sermaye miktarı sermaye oranına dönüştürüşmüş şekilde uygulamaya gidilmiştir. Bu uygulama ile şirket ortaklarlı yukarı da belirtildiği üzere şirket tüzel kişiliğinde mevcut olan sermayesi oranında kamu borçlarından sorumlu tutulmuşlardır. Uygulamada limited şirketlerin ,borcun ilgili olduğu dönemdeki ortakların ve şirketin kanuni temsilcilerinin amme borçları karşısındaki durumları irdelenirken karışıklıklar ve sorunlar yaşanmaktadır. Bazı durumlarda idare gerekli araştırmaları yapmadan, şirket ortaklarının sermaye hisse nispetlerini de dikkate almadan kamu alacağının tamamını ortakların sadece birine ya da tamamına salmaktadır. hatta bazı kamu kurumlarının bırakalım gerekli araştırma ve incelemeleri yapmayı ortağa ya da ortaklara 6183 sayılı yasanın 55 maddesi hükmünce tebligat yapma zahmetinde bulunmadan gayrimenkulleri üzerine haciz tatbik etmektedirler. kanunun ” şirketten tahsil imkanı bulunmayan…” şeklindeki hükmünün değerlendirilmesi noktasında eksik inceleme ve araştırma yapmakla hukua aykırı bir sonuş doğurmuş olurlar. Tahsil imkanının bulunmaması kriterinden hareketle bütün yasal yolların tüketilmiş ve tahsil imkanının bu yolla artık olamayacağını mükellefin tarh dosyasına koyacağı resmi kayıt ve evraklarıyla kanıtlamakla mümkündür.
Danıştay 9 dairesi 9.3.2005 tarihli 2003/2571 Esas ve 2005/494 Karar sayılı kararında “kanuni temsilci ya da ortak sıfatıyla ilgili kişilerin takip edilebilmesi için, vergi borcunun usulüne uygun bir biçimde tarh, tahakkuk, tebliğ, safhalarından geçerek borcun kesinleştirilmesi, vergi borçlusu hakkında tüm takip yollarının tüketilmesi ve amme alacağının vergi borçlusundan kısmen veya tamamen tahsil imkanının bulunmadığının somut bir biçimde ortaya konulması gerekmektedir.” Şeklinde karar vermiştir. anılan karardan da anlaşılacağı üzere kamu alacağının şirket ortaklarından tahsil cihetine gidilebilmesi için şirket hakkında tahsil yönünde tüm yasal yolların tükenmiş ve kamu alacağının tahsil edilmemiş olması gerekir.

6183 sayılı AATUHK Madde-35 ( 4369 sayılı Kanunun 21.’inci maddesiyle değişen şekli) (29.07.1998 tarihinden geçerli olmak üzere) Limited şirket ortakları, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.”
5766 SAYILI KANUNLA 6183 SAYILI AATUHK 35 MADDESİNDE YAPILAN DEĞİŞİKLİK İLE LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARININ HİSSE DEVİRLERİNDE SORUMLULUKLARI DEĞİŞMİŞTİR

YENİ DÜZENLEME

Türk Ticaret Kanunu Hükümlerine göre kurulan sermaye şirketilerinden limited şirketlerde ,ortaklar açısından şirket borçlarından dolayı gerek üçüncü şahıslar ve gerekse de kamu alacakları bakımından sınırlı sorumluluk ilkesi geçerlidir. Başka bir anlatımla, limited şirket, iki veya daha fazla gerçek ve tüzel kişi tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulup, iktisadi konularda faaliyet gösteren, şirket tüzel kişiliği borçlarından sadece şirketin malvarlığı ile sınırlı olarak sorumlu tutulduğu, esas sermayesi muayyen ve bu sermaye ortakların sermaye paylarının toplamına eşit olan ortaklıktır.
Limited şirket ortağının asıl borcu, ilk önce ortağı bulunduğu şirkete karşı taahhüt ettiği sermaye payını ödemekten ibarettir. Ortak şirkete karşı taahhüt ettiği sermaye borcunu tam olarak yerine getirdikten sonra sorumluluğu da ona ermektedir. Türk hukukunda, limited şirketler de anonim ortaklılarda olduğu gibi şirketin borçlarından şahsen sorumlu değildirler. Başka bir anlatıma ortakların sorumluluğu sadece ortaklığa karşıdır ve esas sermaye payları ile sınırlıdır.
İlke olarak kanun, ortaklarla limited şirket alacaklıları arasında her hangi bir ilişki kurmamıştır, alacaklılara gerektiğinde ortaklara başvurma imkanını tanımamıştır. Bu ilkenin üç istisnası vardır.
1-TTK’nun 532/f.3 maddesindeki açığı kapama yükümü,
2-Selef sıfatıyla sorumluluk ( TTK. 529, 530 ve 531 maddeleri )
3-Kamu borçlarından ortakların sorumluluğudur.
6183 sayılı Kanunun 4369 sayılı Kanunla değişik 35 inci maddesi 5766 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelere göre “Limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. 
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. 
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.” şeklini almıştır.
6183 sayılı AATUHK 35 Maddesinin birinci fıkrası hükmüne göre, limited şirket ortakları şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludurlar.
Limited şirket borçlarından sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi ortaklar, 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca amme borçlusudurlar ve bu Kanun hükümlerine göre kamu alacaklarından dolayı sorumlulukları oranından takip edileceklerdir.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 503 ve müteakip maddelerinde limited şirketlerin kuruluşu düzenlenmiş, Anılı kanunun 511 inci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında; ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer almış, 515 inci maddesinde şirket esas mukavelesinde yapılan her değişikliğin ilk mukavelede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519. maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad ve soyadlarının, pay miktarlarının, vukuu bulan ödemelerin, payların devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hükme bağlanmıştır.
Aynı Kanunun 520 nci maddesi hükmüne göre de ortaklık payının devri; tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi, ortakların devir işlemine muvafakatı ve devrin pay defterine işlenmesi ile hüküm ifade etmektedir. Kanun bu hükümle bir derecede limited şirket ortaklık paylarının devrinde Ticaret siciline tescil ve ilanı hususunda bir ayrıcalık saptamış durumda, bu bakımdan limited şirket devir sözleşmelerinin ticaret siciline tescil ve ilan edilmemesi halinde de noterden düzenlenmiş olması ve pay defterine işlenmiş olması halini hüküm ifade etmesi bakımından yeterli bulmaktadır.
Bu hükümlerin birlikte incelenmesinden,limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde, bu sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde ise pay defterinde yer almaktadır.
6183 sayılı Kanunun 35 inci maddesi uyarınca limited şirket ortakları hakkında takibe geçilebilmesi için, Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre şirket hakkında yapılan takip muameleleri sonucunda amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir.
5766 sayılı Kanunla 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yapılan değişiklikle;
Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi; Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,
Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi; Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,”
şeklinde tanımlanmıştır.
Bu düzenleme çerçevesinde limited şirket ortaklarının sorumluluğuna başvurulmadan önce alacaklı tahsil dairelerince Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlardaki hususlar dikkate alınmak suretiyle yapılacak işlemlere dayanılarak amme alacağının şirketten tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir.
Kanunun 35/2 maddesinin hükmüne göre, mevcut ortağın şirketteki sermaye payını yeni bir ortağa devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait olan ve devir tarihi itibarıyla ödenmemiş bulunan amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır.
Mevcut şirket kurucu ya da daha sonradan ortaklık hissesi devralmak suretiyle katılan şirket ortağının payını devretmesi halinde, devreden ve devralan ortaklar , şirketin devir tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş kamu borçlarından, Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye hisseleri oranında sorumlu olacaklardır. Yukarıda da anlatıldığı alacaklı kamu idaresi tarafından bu sorumluluğa başvurulabilmesi için vadesi geçmiş muaccel amme alacağının şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilememiş veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekmektedir.
Kanunun 35/3 maddesinde yapılan düzenleme ile , amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumludurlar.
Bir başka ifade ile şirket tüzel kişili mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda farklı kişilerin şirket ortağı olması halinde, söz konusu kişilerin bu amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, Kanunun 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sermaye hisseleri oranında takip edilebileceğine ilişkin düzenlemede kasıt; ortaklardan her hangi birinin mevcut hissesini bir başkasına devretmesi halinde, devirden önce tahakkuk tarh ve tahahhkuku yapılan ancak henüz ödeme süresi gelmeyen, muaccel olmayan bir kamu alacağının olması durumunda, devir sonucu yeni ortak, kamu alacağının devir itibari ile muaccel olup olmadığına ilişkin her hangi bir defi ileri süremeyecek dolayısıyla tarh-tahakkuk ve tahsil tarihleri de devir bakımından her hangi bir önem arz etmeyecek olup devreden ve devir alan kişiler bu durumda muaccel olan kamu alacağından müteselsilen sorumlu tutulacaklardır.
5766 sayılı kanunla 6183 sayılı kanunun 35 maddesinde yapılan ve yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda limited şirket ortaklarının şirket tüzel kişiliği mal varlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacaklarının şirket ortakları nezdinde tahsil cihetine gidebilmeleri için izlemesi gereken koşullara dikkat edilmesi gerekmektedir. Zira, limited şirket borçlarının tahsil edilememesi durumunda vergi idareleri genel ilke haline getirmiş olmakla birlikte, 6183 sayılı kanunun şirket ortaklarının takip edilebilmelerine ilişkin düzenlemelerine uymamakta, kanunun 35 maddesinde belirtildiği sorumluluk sınırlarını göz ardı etmek koşulu ile, ortakların menkul ve gayri menkullerine yapmış olduğu mal varlığı araştırması sonucu haciz tatbik etmekte veya yine gerekli usul ve esaslara uyulmaksızın ortakların yurt dışına çıkışları engellenmektedir. Bütün bu anlatımlar ışığında vergi idarelerinin izlemesi gereken usul ve esaslar;
1-Öncelikle şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda şirket ortaklarının kimler olduğu ve bu ortakların sermaye hisseleri; şirket ana sözleşmesi, ana sözleşme değişikliği veya pay defterindeki kayıtlardan tespit edilmesi,
2-Her bir ortağın sermaye hissesine göre takip konusu olan amme alacağından sorumlu olduğu tutarın tespiti,
3-Şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının ödenmesinden sermaye hissesi oranında sorumlu tutulması gereken ortağın, hissesini devredip devretmediği, hisse devrinin söz konusu olduğu durumlarda, devir alan ortağın devir tarihi itibarıyla vadesi geldiği halde ödenmemiş şirket borçlarından sorumlu tutulacağı tutarın tespiti sonucunda
Ortaklar hakkında takip işlemlerine 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre tanzim edilecek ödeme emrinin tebliği suretiyle başlanılması gerekmektedir.

PAY DEVİRLERİNİN TESCİLİ VE İLANI

Kuruluş, faaliyet, sorumluluk ile sona erme şekilleri TTK nunda düzenlenen Limited şirket ortakları arasında meydana gelecek olan hisse devirlerine ilişkin hükümler anılan Kanunumuzun 511’inci maddesinde tescil ve ilan edilecek hususlar arasında ortakların kimliği ve koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarları yer almıştır, yine 515’inci maddesinde şirket ana sözleşmesinde yapılan her türlü değişikliğin ilk sözleşmede olduğu gibi tescil ve ilan edileceği, 519’uncu maddesinde de pay defterinin tutulacağı, bu deftere; ortakların ad ve soyadlarının, pay miktarlarının,yapılan ödemelerin, payların devir ve intikali ve bu hususlarla ilgili değişikliklerin kaydedileceği hüküm altına alınmıştır.

Yine anılan Kanunun 520’nci maddesi “ Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade eder.
Devir hususunun pay defterine kaydedilebilmesi için, ortaklardan en az dörte üçünün devre muvafakat etmesi ve bunların esas sermayesinin en az dörtte üçüne sahip olması şarttır.
Ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye ayın ise, payını şirketin kuruluşunu takip eden üç yıl içinde başkasına devredemez.
Şirket mukavelesi payların devrini yasak edebileceği gibi yukarıki fıkralarda derpiş edilenlerden daha ağır şartlara da bağlı tutabilir.
Payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez.” Pay devrine ilişkin hükümler belirlenmiştir.
Ortağın koymayı taahhüt ettiği sermaye ayın ise, payını şirketin kuruluşunu takip eden üç yıl içinde başkasına devredemez.

Limited şirket ortaklarının kimliği ve şirketteki sermaye hisselerine ilişkin bilgiler; şirketin Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmesinde ve yine bu ana sözleşmede yapılan değişikliklerde, pay devrinin tescil ve ilan edilmemiş olduğu hallerde pay defterinde yer almaktadır. Ancak pay devirlerinin gerek devredenler ve gerekse üçüncü kişiler açısından bir hüküm ifade edebilmesi yani geçerli olabilmesi için devrin noterden yapılması ve noter marifetiyle devir işleminin imza altına alınması şartına bağlanmıştır.

Şirket ortaklarının hisse devirlerinin vergi idaresinin bilgisi dahiline girmesinin sağlanması bakımından Bakanlık 2001 yılında yayınladığı uygulama iç genelgesinde şirket ortaklarının Noterlerde yapacakları pay devri veya devir vaadi sözleşmelerinde şirketin, devreden ve devralan ortaklarının vergi kimlik numaraları ile bağlı bulundukları vergi dairelerinin de yazılı olması gerektiğini ve noterce onaylanan bu sözleşmenin bir nüshasının, 213 Sayılı VUK.nun 148 ve 149 ncu Maddeleri ile Mükerrer 257 nci Maddesi gereğince ay içinde yapılan işlemlerin ertesi ayın 15 nci günü akşamına kadar, onaylayan noterlikçe şirketin bağlı bulunduğu vergi dairesine gönderilmesi, aksine hareket edenler hakkında aynı Kanunun Mükerrer 355 nci Madde hükümlerinin uygulanacağı, belirtilmiş, Türkiye Noterler Birliği tarafından konu teşkilatlarına 27.11.2000 gün ve Hukuk 19504 (2000/58) sayılı genelge ile duyurulmuştur.1.1.2001 tarihinde itibaren noterliklerde yapılacak olan limited şirket ilişkin pay devir işlemleri ile ilgili bildirimlerin vergi dairelerince alınması halinde, mükellefin tarh dosyasında muhafaza edilmesi ve limited şirketlerden tahsil edilmeyen amme alacaklarının tahsilinde 405 Seri Nolu Tahsilat Genel Tebliği hükümlerinin uygulanması sırasında bu sözleşmelerin de dikkate alınması gerekmektedir.Şeklinde uygulamaya açıklık getirmiştir.

Danıştay 3.Dairesinin 2003/4931 sayılı kararında “ limited şirket hisse devrinin üçüncü kişilere ve şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi için sadece noter tasdikli hisse devir sözleşmesinin ve buna ilişkin ortaklar kurulu kararının yeterli olmadığı, türk ticaret kanununun 511 ve 515’inci maddeleri hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, şirket ortaklarının tümü, ortaklık payları, ortak sayısı ile şirketi temsile yetkili olanların da değişmesi sonucunu doğuracak şekilde yapıldığı anlaşılan devir işleminin ticaret sicilinde tescil ve ilan edilerek üçüncü kişilere ve pay defterine kayıt suretiyle şirkete karşı hüküm ifade edecek şekilde aleniyet kazanıp kazanmadığının saptanması gerektiği “ şeklinde ve benzeri muhtelif hükümler kurmuştur. Bu nedenle şirket ortağının şirketteki hissesi sadece noterden düzenlenen hisse devir sözleşmesi ile şirketteki ortaklık vasfını kazanamayacaktır, dolayısıyla ticaret siciline tescil ve ilanı ile ancak hüküm ifade edebilecektir.

III – KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU

Kanuni temsilcilerin kamu alacaklarından sorumluluk altına alındığı 213 sayılı VUK 10 maddesinde “Tüzelkişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzelkişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.
(Değişik 2. fıkra: 3505 – 3.12.1988) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır.
Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.
Tüzelkişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.” Şeklindeki düzenlemesi ile tüzel kişinin varlığından alınamayan kamu alacakları tüzel kişiliği temsile yetkili olanların mal varlıklarından alınacağına ilişkin düzenlemesi ile birlikte tüzel kişiliği haiz kurum ve kuruluşların kamuya olan vergi ve ferilerinden oluşacak olan kamu alacaklarının tamamı kanuni temsilcilerinden tahsil cihetine gidileceğini hüküm altına almıştır. Ancak kanuni temsilcinin varlığına gidilebilmesi için tüzel kişiliğin kamu alacağını kısmen ya da tamamen karşılayacak mal ve haklarının olmadığına ilişkin bütün yasal yolların tükenmiş ve aciz duruma gelmiş olmasının kanıtlanması gerekir,. Bütün bu uygulama aşamalarının tamamlanmasından donra ancak tüzel kişiden tahsil olanağının kalmadığına ilişkin durumun varlığı halinde idare, kanuni temsilcilerin mal varlığından kamu alacağının tahsil cihetine gidebilecektir. Kanuni temsilciye gidilebilmesinin haklı ve gerekçeli sebeplerinin varlığı yapılacak araştırmalar sonucunda şirketin aciz durumda ya da adresinde bulunmaması, faaliyetinin tespit edilememesi hallerinde kanunda belirtilen tebliğ esasları usulüne göre uygulanmak suretiyle kamu alacağının tahsil cihetine didilebilecektir. Kanuni temsilcinin amme alacağının tahakkuk ettiği ve tahsil cihetine gidildiği dönemde, süresi dolmuş ve yeniden bir kanuni temsilci seçilmemiş ise bu kez, TTK 540 maddesindeki amir hüküm gereğince bütün ortakların birlikte şirketi temsil etmiş sayılacakları hükmüne istinaden bütün ortaklar kanuni temsilci sayılacak olup bu durumda şirket ortaklarına kanuni temsilci sıfatı ile kamu alacaklarının ödenmesinde müteselsil sorumlu tutulabileceklerdir. Nitekim Danıştay 3 dairesi 31.1.2005 tarih, 2004 / 2405 Esas ve 2005 / 241 Karar sayılı kararı ile “Ortağı bulunduğu limited şirkete yeni kanuni temsilci atamasının yapılmadığı dönemde, Türk Ticaret Kanununun 540. maddesine göre, şirket işlerini idare ve temsile diğer ortaklarla birlikte müdür sıfatıyla yetkili ve zorunlu olan davacının, şirket malvarlığından alınamayan vergi borçlarından, 213 sayılı Yasanın 10. maddesine göre sorumlu tutularak takibinde yasaya aykırılık bulunmamaktadır” şeklinde vermiş olduğu kararında konuya açıklık getşrmiştir.

5766 SAYILI KANUNLA 6183 SAYILI KANUNUN MÜKERRE 35 MADDESİNDE YAPILAN DÜZENLEME İLE KANUNİ TEMSİCLİLERİN SORUMLULUĞU YENİDEN DÜZENLENMİŞTİR

KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU

Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 1 sıra sayılı Tahsilat Genel tebliğinde konuya detaylı olarak açıklık getirmiş bulunmaktadır buna göre anılan 1 sayılı Tahsilet Genel Tebliği Açıklamalarına göre,
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesinde kanuni temsilcilerin sorumlulukları düzenlenmiştir. Madde başlığında yer alan “kanuni temsilciler” ifadesi; tüzel kişilerin, küçüklerin ve kısıtlıların kanuni temsilcilerini, tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenleri, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessillerini kapsamaktadır.
6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde, Kanunun 1 ve 2 nci maddeleri kapsamına giren alacaklar amme alacağı olarak tanımlanmış, amme borçlusu veya borçlu teriminin, amme alacağını ödemek mecburiyetinde olan gerçek ve tüzel kişileri ve bunların kanuni temsilcilerini veya mirasçılarını ve vergi mükelleflerini, vergi sorumlusunu, kefili ve yabancı şahıs ve kurumlar temsilcilerini ifade ettiği hükme bağlanmıştır.
6183 sayılı Kanunun amme borçlusu saydığı kanuni temsilcilerin kimler olduğu ve sorumluluklarının şekli Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta belirlenmiştir.
Buna göre, ilgili mevzuatta belirlenen tüzel kişiliği haiz kuruluşlar için ayrıca ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilen ana sözleşmelerinde ve bu sözleşmelerde aynı usulle yapılan değişikliklerde tayin edilen kanuni temsilciler, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi ile amme alacağının ödenmesinden de sorumlu tutulmuşlardır.
Diğer taraftan, kanuni temsilcilerin sorumluluğuna ilişkin olarak 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde de aynı içerikte hükümler yer almaktadır.
6762 sayılı Kanunun 317 nci maddesinde; “Anonim şirket idare meclisi tarafından idare ve temsil olunur.” hükmü yer almaktadır. Buna göre, anonim şirketin kanuni temsilcisi idare meclisi, bir diğer ifade ile yönetim kuruludur.
Kanunun 317 nci maddesi hükmü genel kuralı belirtmekte, ancak vazifelerin azalar arasında ne şekilde taksim olunacağı 319 uncu maddede düzenlenmektedir.
Anılan maddede, “Esas mukavelede idare ve temsil işlerinin idare meclisi azaları arasında taksim edilip edilmeyeceği ve taksim edilecekse bunun nasıl yapılacağı tespit olunur. İdare meclisinin en az bir azasına şirketi temsil salahiyeti verilir. 
Esas mukavele ile temsil salahiyetinin ve idare işlerinin hepsini veya bazılarını idare meclisi azası olan murahhaslara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere bırakabilmek için umumi heyete veya idare meclisine salahiyet verilebilir. Bu gibi kayıtlar bulunmadığı takdirde 317 nci madde hükmü tatbik olunur.” hükmü yer almaktadır.
Türk Ticaret Kanununun 319 uncu madde hükmü, yönetim kuruluna ait olan şirketi temsil ve idare yetkisinin; esas sözleşme ile yönetim kurulu üyelerinden en az biri veya birden fazlasına veya esas sözleşmede genel kurula veya yönetim kuruluna verilecek yetki ile yönetim kurulu üyesi olmaları şartıyla murahhas üyelere veya şirkette pay sahibi olmasalar bile sorumlu müdürlere devredilebileceğine ilişkindir.
Buna göre, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi uygulamasında kanuni temsilci, şirket esas sözleşmesi ile temsile yetkilendirilmiş veya kaynağını esas sözleşmeden alan yetki ile idare meclisi ya da genel kurulca temsil yetkisi verilmiş kişi veya kişiler olacaktır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da idare ve temsil yetkisi verilen kişi ya da kişilerden birinin mutlak surette yönetim kurulu üyelerinden birisi olmasıdır.
Türk Ticaret Kanununun 323 üncü maddesinde, idare meclisinin şirketi temsile salahiyetli kimseleri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildireceği, temsil salahiyetine müteallik kararın noterlikçe tasdik edilmiş suretinin de sicil memuruna verilmesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.
Bu hükme göre;
– Temsil salahiyetine ilişkin noter tasdikli yetkili organ (yönetim kurulu veya genel kurul) kararı,
– Şirketi temsil salahiyeti verilen kişilerin kimler olduğu,
hususlarının ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş olması gerekmektedir. Aynı Kanunun 38 inci maddesi gereğince de bu tescilin ilan tarihinden itibaren hüküm ifade edeceği tabiidir.
Türk Ticaret Kanununun 321 inci maddesinde, “Temsile salahiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler. 
Temsil salahiyetinin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez. Ancak temsil salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen tahditler muteberdir…” hükmü yer almaktadır.
Bu madde ile temsil salahiyetinin kapsamına işaret edilerek, temsile salahiyetli olanların şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işleri ve tüm hukuki işlemleri şirket adına yapmaları gerektiği ve bu salahiyetin kapsam olarak sınırlandırılamayacağı ifade edilmektedir.
Bu durumda, 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesinin uygulamasında, 319 uncu madde hükmüne göre temsil yetkisi verilen kişi ya da kişilerin kanuni temsilci kabul edilebilmesi için, şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan tüm işlemlerde tam yetkili olmaları zorunludur.
Türk Ticaret Kanununa ilişkin yukarıda yer verilen açıklamalar dikkate alınarak, bir anonim şirketin kanuni temsilcileri;
a) Öncelikle şirket esas sözleşmesinde yönetim kurulu üyelerinden birinin veya birden fazlasının şirketi temsile yetkili kılınıp kılınmadığı,
b) Şirketi temsile yetkili üye esas sözleşmede belirlenmemiş ise sözleşmede yönetim kurulu veya genel kurula, yönetim kurulu üyesi olması şartıyla murahhas üyeleri veya şirkette pay sahibi olmayan sorumlu müdürleri temsilci olarak belirleme konusunda yetki verilip verilmediği,
c) Esas sözleşmede temsilci belirleme konusunda yetkisi bulunan organ tarafından bu yetki çerçevesinde temsil salahiyetinin; yönetim kurulu üyelerinden biri veya birkaçına ya da yönetim kurulu üyelerinden en az biri ile birlikte şirketin sorumlu müdürü veya müdürlerine devredilip devredilmediği,
hususlarına göre belirlenecektir.
Bu hususların varlığı, ticaret sicili kayıtlarına ve ilanın yapıldığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine bakılarak tayin olunacaktır.
Türk Ticaret Kanununun 319 ve müteakip maddelerine göre temsil salahiyeti murahhas azalara veya pay sahibi olmaları zaruri bulunmayan müdürlere bırakılmamış ise yönetim kurulu üyeleri kanuni temsilci sıfatını taşımaktadır.
Buna göre, amme alacağının anonim şirket şeklinde örgütlenmiş tüzel kişiliğin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde tüzel kişiliğin kanuni temsilcisi konumundaki yönetim kurulu üyelerinin şahsi malvarlıklarından takip ve tahsili cihetine gidilmeden önce, şirket esas sözleşmesinin tetkik olunması, temsil salahiyetinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olan murahhas bir veya birkaç üyeye veya şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakılmış olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Yapılacak tespit sonucunda; şirketi temsil salahiyetinin murahhas üye veya üyeler ile şirkette pay sahibi olmayan müdürlere bırakıldığının anlaşılması halinde amme alacağının bunlardan takip ve tahsiline gidilmesi, bu durumda diğer yönetim kurulu üyeleri hakkında işlem yapılmaması icap etmektedir.
Şirket esas sözleşmesinde bu şekilde bir görevlendirmeye ilişkin herhangi bir kayıt bulunmaması halinde, Türk Ticaret Kanununun 317 nci maddesi hükmü göz önüne alınacak, yönetimde bulunan tüm üyelerin müşterek ve müteselsil sorumlulukları dikkate alınarak haklarında 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesi uyarınca işlem yapılacaktır.

5766 sayılı Kanunun 4 üncü maddesiyle 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesine “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.” hükmü eklenmiştir.
Bu hükme göre, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda farklı kişilerin kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenler olması halinde söz konusu kişiler, amme alacağından müteselsilen sorumlu tutularak, Kanunun mükerrer 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca takip edilecektir.
6183 sayılı Kanunun 54 ve müteakip maddelerine göre yapılan takip sonucunda amme borçlusunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, yukarıda belirtildiği şekilde tayin olunan kanuni temsilcilerin mal varlığından tahsil edilmesi gerekmektedir.
5766 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile 6183 sayılı Kanunun 3 üncü maddesine eklenen “tahsil edilemeyen amme alacağı” terimi ile “tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı” terimlerine ilişkin açıklamalar Tebliğin Birinci Kısım, İkinci Bölüm VII. Limited Şirketlerin Amme Borçları başlıklı alt bölümünün (4) numaralı bölümünde yer almaktadır.

Amme borçlusu nezdinde sürdürülen takip işlemleri sonucunda tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlardaki hususlar dikkate alınmak suretiyle yapılacak işlemlere dayanılarak tespit edilecek ve maddede belirtilen hallerden herhangi birinin varlığı halinde kanuni temsilciler hakkında takip yapılabilmesi için yeterli şartların oluştuğu kabul edilerek, takip işlemlerine kanuni temsilciler adına 6183 sayılı Kanunun 55 inci maddesine göre düzenlenecek ödeme emri tebliği suretiyle başlanılacaktır.

Amme borçlusunun birden fazla kanuni temsilcisi bulunduğu takdirde, ilgili kanunlara göre kanuni temsilcilerin sorumluluk şekline bakılacak ve müşterek ve müteselsil sorumlu olanlar hakkında tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacağının tamamı için her birine ayrı ayrı ödeme emri düzenlenmek suretiyle takibe geçilecektir.

5766 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi ile 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesine “Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.” hükmü eklenmiştir.
Bu hükme göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinde, kanuni temsilcilerin sorumluluklarına ilişkin hükümlerin düzenlenmiş olması, Vergi Usul Kanunu kapsamındaki amme alacaklarının takibinin 6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 inci maddesine göre yapılmasına engel teşkil etmeyecektir. Dolayısıyla Vergi Usul Kanunu kapsamına giren amme alacakları dahil olmak üzere tüm amme alacakları için mükerrer 35 inci madde uyarınca takip yapılması mümkün bulunmaktadır.

Yeterli şartlar oluştuğu takdirde 6183 sayılı Kanunun “Amme alacaklarının korunması” başlıklı ikinci bölümünde yer alan teminat isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer korunma hükümlerinin amme borçlusunun yanı sıra amme borçlusu sayılan kanuni temsilciler hakkında da uygulanması cihetine gidilecektir. Kanuni temsilciler hakkında sürdürülecek takip işlemlerinde yukarıda açıklanan hususların yanı sıra, kanuni temsilci sıfatı olmayan şahıslar hakkında mükerrer 35 inci madde gereğince takip yapılmamasına özellikle dikkat edilecektir.
6183 sayılı Kanunun 35 ve mükerrer 35 inci maddelerinde yer verilen sorumluluklar ile 213 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde düzenlenen sorumluluk nedeniyle yapılacak takiplerde ortak ve kanuni temsilcilerin takibinde bir
öncelik sıralaması söz konusu olmadığından, ortaklar ve kanuni temsilciler hakkında yapılacak takiplere aynı zamanda başlanılması gerekmektedir.

6183 sayılı Kanunun mükerrer 35 nci maddesinde 5766 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin usul hükümlerine yönelik olması ve 5766 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi hükmü gereğince 5766 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları için de uygulanacaktır.

IV – SONUÇ
Özellikle kamu alacakları bakımından Vergi mükellefiyet ve faaliyetleri sonucunda elde edecekleri kazançları bakımından 5520 sayılı kurumlar vergisi kanununda belirtilen Limited şirketler ,sermaye şirketleri arasında sayılmış olmaları itibari ile 5520 sayılı KVK 1 maddesinde vergi konusu ve yine anılan kanunun 2 maddesinde vergi mükellefleri arasında sayılmış, mükellefiyet şekli sorumlulukları ise 213 sayılı VUK ununda sayılmıştır. Limited şirketler kamu borçlarından dolayı bütün mal varlıkları ile gerçek kişilerden farklı olmadan sorumluluk taşımaktadırlar, ancak tüzel kişiliği itibari ile kamu borçlarını karşılayamayacak aciz durumda bulunmaları, ya da kamu alacağının bu tüzel kişiliklerden tahsil olanağının kalmadığı hallerde, 213 sayılı VUK ile 6183 Sayılı AATUHK hükümleri gereğince kanuni temsilcileri ile ortaklarından tahsili cihetine gidilebilmektedir. 213 sayılı VUK 10 maddesinde kanuni temsilcilerin, 6183 sayılı AATUH kanunun 35 maddesinde ortakların sorumluluklar ile mük 35 maddesinde VUK hükümlerine tabi tutulmayan diğer kamu alacaklarının tasil sorumluluğu düzenlenmiş olduğundan dolayı, kamu alacaklarının tahsiline öncekilke şirket tüzel kişiliğinden aranacak olup, tahsil olanağının kalmaması halinde ikinci sırada kanuni temsilcilerin takibe konu edilebileceğine ilişkin kanun düzenlemeleri hükmünce kamu alacaklarının tahsil cihetine gidilebilmektedir. Ancak kanuni temsilcilerinin şahsi mal varlıklarından kamu alacağının kısen ya da tamamen tahsil edilememesi halinde bu kez şirket ortakların şirkette mevcut olan hisse oranları göz önüne alınmak şartıyla ortakların şahsi mal varlıklarına gidilebilecektir. Şirket kanuni temsilcilerinin temsil süresi dolması ve yeniden bir kanuni temsilci seçilmemiş olması halinde ise TTK 540 maddesindeki düzenleme gereği bütün ortaklar şirketi temsil etmiş sayılacaklarından bütün ortaklar kanuni temsicli sıfatı ile de şahsi mal varlıklarından kamu alacaklarına karşı tamamen sorumlu duruma gelmektedirler. Uygulamada özellikle vergi idaresiortaklık hisselerinin devir şekilleri ile şirket ortaklarına hisse oranlarını göz önünde bulundurmadan tahsil cihetine gitmektedir, ancak yargıya gereksiz olarak yansıyan bu tür davalar mükellef lehine geri dönmektedir. bu nedenle idare yukarıda detaylı oarak açıklanan takip safhalarının takip ediilmesi gerektiğini özardı edilmemesi gerekir.

KAYNAKÇA

1- İstanbul Vergi Dairesi Başk.’lığı Mükellef Hizmetleri Tahsilat Grup Müd.’lüğü-6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkında Kanun,yorum ve açıklamalar 1.baskı -İstanbul Maliye Vakfı,İstanbul-Ocak 2006 S.157

2-01.07.1995 tarih ve 22330 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 387 seri no’lu Tahsilat Genel Tebliği

3-11.12.1998 tarih ve 23550 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 405 no’lu Tahsilat Genel Tebliği

4-10 Ocak 1961 sayı ve 10703 sayılı resmi gazetede yayımlanan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu

5-28 Temmuz 1953 tarih ve 8469 sayılı resmi gazetede yayımlanan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkındaki Kanun

1 -6762 Sayılı Türk Ticareta Kanunun 29.06.1956 tarihinde kabul edilmiş ve 09.07.1956 tarihinde yayımlanmıştır.

2-Yazıda sözkonusu kanundan 6183 sayılı kanun diye bahsedilecektir.

3-11.12.1998 tarih ve 23550 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 405 no’lu Tahsilat Genel Tebliği 1.1.bölümü

4-11.12.1998 tarih ve 23550 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 405 no’lu Tahsilat Genel Tebliği 1.2.1. bölümü

5-Maliye Bakanlığı’nın 29.01.2001 tarih ve B.07.0.GEL.0.71/7103-140 sayılı Uygulama İç Genelgesi

6-11.12.1998 tarih ve 23550 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 405 no’lu Tahsilat Genel Tebliği 1.2.2. bölümü

7-İstanbul Vergi Dairesi Başk.’lığı Mükellef Hizmetleri Tahsilat Grup Müd.’lüğü-6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulu Hakkında Kanun,yorum ve açıklamalar 1.baskı -İstanbul Maliye Vakfı,İstanbul-Ocak 2006 S.157

8-a.g.e. s.158

9-01.07.1995 tarih ve 22330 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 387 seri no’lu Tahsilat Genel Tebliği’nin 1. bölümü

10-Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün 24.05.2002 tarih ve 3660-22154-2407 sayılı yazısı

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ