Şüpheli Ticari Alacaklar

0
245

    Ekonomik zorluklar ve özellikle kriz dönemlerinde şirketlerin piyasadan olan alacaklarını tahsil edememeleri ve bunlar için karşılık ayrılması biz muhasebe meslek mensubu adaylarının çok sık karşılaşmış olduğumuz bir olaydır. Ancak burada dikkat etmemiz gereken durumları biliyor muyuz acaba?

 

Bir şüpheli alacağın şüpheli duruma düşmesinden itibaren o alacak için karşılık ayırabilmemiz için mevcut alacakla ilgili davanın karşılık ayıracağımız yılda açılmış olması gerekmektedir. Aksi takdirde şüpheli duruma düşmüş olan alacak için karşılık ayırmamız mümkün değildir. İşletmeler büyük tutarda olan şüpheli alacakları için yargı yoluna başvurmaktadırlar. İşletmelerin miktar itibariyle küçük olan ve tahsil edilemeyen şüpheli duruma düşen alacakları içinde karşılık ayrılması mümkündür. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta karşılık ayrılacak yıl içerisinde alacaklı olduğumuz firmaya 3 defa iadeli taahhütlü mektupla veya başka kanallarla yazılı olarak borcun ödenmesinin talep edilmesi gerekmektedir. Firmanın yapmış olduğu çağrıya eğer karşılık bulamaz ise miktar itibariyle küçük olan alacakları içinde karşılık ayırma imkanı bu suretle doğmuş olacaktır.

 

Konu ile ilgili Gelir İdaresi Başkanlığının Yazısı:

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı

Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

Usul Müdürlüğü

 

Sayı      :B.07.1.GİB.4.34.19.02/VUK-1/32311863                            

 
Konu    : Şüpheli alacak karşılığı ayrılıp

              ayrılmayacağı hk.

 
İlgi : ………………../2005 tarihli dilekçeniz.
 

            İlgi dilekçenizde; şirketinizin 01/10/2004 tarihinde Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 38-39. maddeleri hükümlerine göre bölünmesi sonucunda kurulduğunu, bu bölünme ile ötedenberi………………………………… olarak İMKB’de aracılık faaliyetinde bulunan şirketin ünvanının …………………olarak değiştiğini, İMKB’de aracı kurum olarak faaliyete başladığınızı bölünen şirketin ünvanını ve faaliyet konusunu değiştirerek bu faaliyetine son vermesi ve İMKB’de aracılık faaliyetinin şirketiniz faaliyet konusuna alınması dolayısı ile ötedenberi menkul kıymet alım-satımında bulunan şirket müşterilerine ait cari hesapların da şirketinize devredilmesinin mevcut sermaye piyasası mevzuatına göre zorunlu hale geldiğini belirterek, şirketiniz tarafından taahhütlü mektupla talep edilen fakat ödenmeyen her bir müşteri itibarı ile 30-60 YTL arasında değişen  toplam  tutarı  1.161.541,54 YTL olan alacağınızın şüpheli alacak olarak muhasebeleştirilmesinin mümkün olup olmadığı hususu sorulmaktadır.

 

Bilindiği gibi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 322. maddesinde “Değersiz Alacaklar”; 323. maddesinde de “Şüpheli Alacaklar” düzenlenmiştir. 322’nci maddede;

 

            “ Kazai bir hükme veya kanaat getirici bir vesikaya göre tahsilin
e artık imkân kalmayan alacaklar değersiz alacaklardır.

 

            Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler…” hükmü yer almaktadır.

 

            Şu halde, değersiz alacak, alacağın tahsil olanağının kalmaması, tahsili için yasalarda öngörülen tüm başvuru yollarının denenmiş bulunmasına karşın, hukuki başvuru yollarının tıkanması veya borçlunun borç ödemeyecek duruma düşmesi nedenleriyle alacağın tahsil edilememesi ve bundan böyle de tahsil edilemeyecek olmasıdır.

 

            Maddede belirtilen “kazai hüküm”den kasıt, alacağın tahsil edilme imkanının tamamen ortadan kalktığını hükme bağlayan bir mahkeme kararının varlığıdır. Yine aynı maddede ifade edilen “kanaat verici bir belge”den söz edebilmek için ise, alacaktan açıkça vazgeçildiğini gösteren bir belgenin ya da tahsil imkansızlığını gösteren bir delilin varlığı şarttır. Vergi mevzuatımızda, kanaat verici belgelerin neler olduğu hususunda kesin bir hüküm olmamakla birlikte, gerek Danıştay’a intikal eden ihtilaflar sonucu verilen kararlarda gerekse Gelir İdaremizin uygulamalarında; alacaktan vazgeçildiğini gösteren ve inandırıcı olan anlaşmalar ve benzeri vesikalar (mektup, muhabere evrakı ve yazılı her türlü belge gibi), borçlunun kesin olarak yurt dışına çıkmış olduğunu gösteren belgeler, mahkemelerce borçlu hakkında verilmiş “Gaiplik Kararı” gibi belgelerin kanaat verici belge olarak kabul edildiği görülmektedir.

 

            Buna göre, bir alacağın değersiz alacak olarak kabul edilebilmesi için mutlak surette alacağın tahsil imkansızlığını gösteren bir mahkeme kararına veya resmi bir belgeye dayanması gerekir. Bir alacağın uzun süre tahsil edilememiş olması, sadece bu gerekçe ile değersiz alacak olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir.

 

            Öte yandan, şüpheli alacak niteliğinde olan bir alacağın, değersiz alacak olarak kabul edilerek zarar yazılması mümkün değildir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 2365 sayılı Kanunla değişik 323. maddesinde;

 

            Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

 

1-      ( 2455 sayılı kanunun 3’üncü maddesiyle değişen bent ) Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;

2-      Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

 
 şüpheli alacak sayılır.
 

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte  karşılık ayrılabilir…” hükmü yer almaktadır.

 

Şu halde, şüpheli alacak, nitelik ve miktar itibariyle tahsili şüpheli duruma giren, fakat değersiz hale geldiği kesin olarak bilinemeyen, buna karşın kısmen tahsil olanağı kalmayan alacaklardır.

 

Buna göre, bir alacağın şüpheli alacak olarak kabul edilip karşılık ayrılabilmesi için Vergi Usul Kanunu’nun 323’üncü maddesinde sayılan şartların gerçekleşmiş olması gerekir.

 

Bir alacağın dava safhasında olduğunun kabulü için, mahkemece davaya başlanılmış olması ve alacaklının da davayı ciddiyetle takip etmesi gerekir. Diğer taraftan, bir alacağın icra safhasında sayılabilmesi için de, alacaklının başvurusu üzerine İcra Müdürlüğünce “ödeme” emrinin gönderilmiş ve bunun da borçlu tarafından tebellüğ edilmiş olması gerekir. Borçlu tarafından tebellüğ edilemeyen bir ödeme emrine istinaden, alacağın icra safhasında olduğunu kabul etmek mümkün değildir.   

 

Vergi Usul Kanunu’nun 323/2’nci maddesinde bir alacağın şüpheli sayılarak karşılık ayrılabilmesinin bir diğer şartı belirtilmiştir. Bu bende göre karşılık ayrılabilmesi için, burada belirtilen iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir. Diğer bir ifade ile, söz konusu alacağın hem yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olması hem de bu alacağın dava ve icra takibine değmeyecek ölçüde “küçük alacak” olması gerekir. Alacağın küçük alacak olmasından kasıt, dava veya icra için takipçilere verilecek dava veya icra masraflarının alacağın tutarından büyük olmasıdır. Ancak işletmenin alacakları tek tek küçük alacaklardan oluşuyorsa veya bu tür alacağın, toplam alacaklar içerisindeki payı yüksekse, bunların icra veya dava takibine değmeyeceğinden söz edilemez. Diğer bir ifadeyle, “küçüklük” itibariyle değerlemenin, hem tek tek alacaklar itibariyle hem de bu tür alacakların toplamı itibariyle yapılması gerekir.

 

            Bu açıklamalara göre şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmamaktadır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

CEVAP VER