Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 99.547
DOLAR 6,1325
EURO 7,2157
ALTIN 236,36

Vergilendirmede safi kazanç tespiti80 defa okundu

kategorisinde, 22 Ağu 2008 - 09:47 tarihinde yayınlandı

Vergilendirme tekniği açısından gelir ve kazançlarda safi kazanç dikkate alınmaktadır. Bu bağlamda da Gelir Vergisi Yasası’nın birinci maddesi hükmü gereği olarak ticari kazanç safi tutarıyla gelire dahil edilmektedir. Buna paralel olarak da Kurumlar Vergisi Yasası’nın 6. maddesi hükmü uyarınca da "Kurumlar Vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır."

Safi kazancın saptanmasında ise yapılan giderlerin elde edilen brüt gelir veya kazançtan indirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, ticari kazançta veya kurum kazancının belirlemesi aşamasında işletme veya işletme sahibince yapılan bütün giderlerin indirim konusu yapılmasına vergi yasaları izin vermemektedir.
Genel ilke olarak vergi yasalarında safi kazancın tespiti sırasında indirim konusu yapılmasına izin verilen giderler; "İndirilecek giderler" (Gelir Vergisi Yasası Madde:40, Kurumlar Vergisi Yasası Madde: 8) olarak tanımlanmış olup, buna karşılık indirim konusu yapılmasına müsaade edilmeyen gideler ise "Gider kabul edilmeyen ödemeler" (Gelir Vergisi Yasası Madde: 41), "Kabul edilmeyen indirimler" (Kurumlar Vergisi Yasası Madde: 11) olarak belirlenmiştir.
Gerek Gelir Vergisi Yasası ve gerekse Kurumlar Vergisi Yasası’nda indirilecek giderler ile indirim konusu yapılmasına müsaade edilmeyen (kanunen kabul edilmeyen) giderler sayılmak suretiyle (tadadi) olarak hüküm altına alınmıştır. Türk vergi sisteminde yer alan bu sınıflandırma ve yapılandırma uluslararası ayırıma tam olmasa bile uyumlu kabul edilmektedir.
Çok gelişmiş ülke vergi yasalarında özellikle indirim konusu yapılmasına müsaade edilen giderlerde her şeyden önce ülkemizde yapılan giden işle ilgili ve işin gereği oluşması koşulu dikkate alınmıştır.
Bir başka anlatımla yapılan bir giderin indirim konusu olarak dikkate alınabilmesi için söz konusu gider ile kazancın elde edilmesi veyahut da sürdürülmesi arasında açık bir ilişkinin yani bağın bulunması gerekmektedir.
Gelir ve/veya gelirin elde edilmesi veyahut da söz konusu gelirin sürekli elde edilmesine yönelik olarak yapılacak giderlerin indirim konusu yapılması vergi hukukçuları tarafından da olumlu kabul edilmektedir.
Ticari yaşamda, bazı giderlerin sürekli yapılması işin gereği zorunlu olabilmektedir. Ancak yine bazı hallerde bazı giderler, ortaya çıkan olağanüstü durumla veyahut da işin niteliğinden kaynaklanan özel hallerle ilgili (bağlı) olmaktadır. Bu gibi durumlarda, yapılan harcamaların giderleştirilmesinde söz konusu giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için işle ilgisi (bağlantısı) ön plana çıkmaktadır.
Uygulamada bu tür olağanüstü veyahut da istisnai nitelikteki giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için özel nitelikte yasal düzenlemeler dahi yapılabilmektedir.
Yapılan giderin işle ilgili (bağlantılı) olması koşulu, mükellefle idare arasında devamlı sorun yaratan bir özellik olarak dikkatleri çekmektedir. Çünkü, Gelir ve Kurumlar Vergisi yasalarında sayılmak suretiyle belirlenen gider unsurlarında aranan işle ilgili olma koşulunda genellikle idare "dar anlamda" yorum yöntemini dikkate almasına karşılık vergi mükellefleri konuyu daha "geniş anlamda" yorumlama eğiliminde olmaktadır.
Gerçekte giderek gelişen teknolojik ve ekonomik koşullar çerçevesinde özellikle ticari yaşamın sürdürülmesine ve bu bağlamda da yine ticari kazancın elde edilmesine yönelik giderlerin çeşitlenmesine neden olmaktadır. Bu
gelişmeye paralel olarak işletmelerde yapılan bazı giderlerin vergi yasalarının giderleştirmeye yönelik dar tanımlamaları ile örtüşmemesi vergilendirme açısından duraksama konusu olabilmekte ve bu duraksamalar her geçen gün artmaktadır.
Ticari yaşamda güven sağlanabilmesi için Gelir Vergisi Yasası’nın 40/3 üncü maddesi gereği işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya yasa emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların giderleştirilmesi kabul edilmiştir. Bu bağlamda Kurumlar Vergisi Yasası’nın uygulanması açısından da sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatların giderleştirilmesine olanak sağlanmıştır. Kurumlar açısından bu olanak, söz konusu tazminatların kabul edilmeyen indirimler dışında tutulması suretiyle belirlenmiş bulunmaktadır. (Kurumlar Vergisi Yasası Madde: 11/g).
Gelir ve Kurumlar Vergisi Yasalarının uygulaması açısından mukavelenameye, ilama veya yasa emrine istinaden ödenecek olan zarar, ziyan ve tazminatların, bu bağlamda da iş ilişkisinin şahsi nitelikte olmaması, ticari kazancın veyahut da kurum kazancının elde edilmesine yönelik bulunması zorunlu olmaktadır.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
YORUM YAZ