Birden fazla işyeri hesabı tek defterde tutulabilir

0
255

 Gelir İdaresi Başkanlığı birden fazla işyeri bulunanların söz konusu işyerleri için merkezde tek defter tutulması ve işyerlerinin hesaplarının bu defter üzerinde takip edilmesiye yönelik yazı yayımladı. 

SORU: Birden fazla iş yerimiz olmasından dolayı, bu işyerlerimizin performansını daha sağlıklı izleyebilmek için her bir işyerine ait defter tasdikini ayrı ayrı yaptırdık ve bu defterleri mevcut kurallara uygun olarak işledik. Böyle bir durumda işyerlerimiz için ayrı ayrı defter tutmanın bir sakıncası var mıdır? Yoksa söz konusu işlerimiz için merkezde tek bir defter tutmak zorunda mıyız?
YANIT: Vergi Usul Yasası’nın 171. maddesi gereği olarak "Mükellefler bu kanuna göre tutacakları defterleri vergi uygulaması bakımından aşağıdaki maksatları sağlayacak şekilde tutarlar;
* Mükellefin vergi ile ilgili servet, sermaye ve hesap durumunu tespit etmek,
* Vergi ile ilgili faaliyet ve hesap neticelerini tespit etmek,
* Vergi ile ilgili muameleleri belli etmek,
* Mükellefin vergi karşısındaki durumunu hesap üzerinden kontrol etmek ve incelemek,
* Mükellefin hesap ve kayıtlarının yardımıyla üçüncü şahısların vergi karşısındaki durumlarını kontrol etmek ve incelemek.
Yasal düzenleme gereği emanet mahiyetindeki değerler dahil kayıtlara alınmak zorundadır.
Yasa koyucu defter tutma konusunda ilkeleri belirlemesine karşın söz konusu defterlerin işyeri bazında veyahut da birden fazla işyeri bulunanlar için merkezde tek defter tutulması konusunda herhangi bir sınırlama veyahut da yönlendirme yapmamıştır.
Dolayısıyla "Birden fazla işyeri bulunan kişilerin her biri işyeri için ayrı ayrı defter tasdik ettirmek suretiyle defter tutmaları mümkündür. Ancak bu işletmelerin, bilanço ve gelir tablolarının hesap dönemi sonunda konsolide edilmeleri yani birleştirilmeleri gerekir. Ayrı ayrı defter tutmak yerine merkezden tek bir defter tasdik ettirilerek bu defterde hesapların şubeler itibariyle izlenmesi de mümkündür. Gelir İdaresi defterlerin tek merkezden genel müdürlükçe tutulmasını ve müteharrik (oynar) yapraklı olarak merkezden noter onayının yaptırılmasını uygun bulmaktadır.(Özyer, Mehmet Ali "Vergi Usul Kanunu" Yorum ve Açıklamaları 4. Baskı sf:318)
Ancak buna karşın işyerinde birden faklı emtianın ticareti yapıldığında ayrı ayrı defter tutmak söz konusu olamaz.
Birden fazla işyeri bulunanların söz konusu işyerleri için merkezde tek defter tutulması ve bu işyerlerinin hesaplarının bu defter üzerinde takip edilmesine yönelik Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 29.12.2006 gün ve 103870 sayılı yazısı bulunmaktadır.(V. Seviğ)

YURTDIŞINDAN TAHSİL EDİLEMEYEN ALACAKLAR İÇİN KARŞILIK
SORU: Yurtdışında yapmış olduğumuz bir iş için alacağımızı tahsil edemiyoruz. Bu konuda olayı ilgili ülke hukukuna göre dava konusu yaptık. Ancak tüm uğraşlarımıza rağmen söz konusu alacağı tahsil imkanını bulamadık. Bu yıl yeniden olayı bir başka açıdan dava konusu yaptık. Yurtdışından tahsil edemediğimiz bu alacağımız için karşılık ayırabilir miyiz?
YANIT: Vergi Usul Yasası’nın 323. maddesi gereği olarak "Ticari ve Zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
* Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,
* Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;
Şüpheli alacak sayılır.
Yasal düzenleme gereği yukarıda yazılı alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.
Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktarı ayrılabilir.
Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kâr-zarar hesabına intikal ettirilir.
Mevcut yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere tahsil edilemeyen alacaklara yönelik olarak karşılık ayrılmasında yurt içi veyahut da yurt dışı alacak için herhangi bir ayırım yapılmamıştır.
Yurtdışı alacakların süresinde tahsil edilememesi halinde başvurulacak yasa yolları ülkelere göre değişmektedir.
Bazı ülkelerde özellikle yabancı kurum ve kuruluşların yargı yoluna başvurmalarında farklı yöntemlerin bulunduğu gözlenmektedir. Bir başka açıdan yasa yollarına başvuru biçimleri ülkelerin siyasi yönetim biçimlerine bağlı olarak farklılık göstermektedir.
Dış ticareti tamamen serbest olan veyahut da ticari faaliyet açısından herhangi bir kısıtlama uygulanmayan ülkelerde tahsil edilemeyen alacaklar üzerinde yasa yollarına başvurmak suretiyle sonuç almak mümkün bulunmaktadır. Bunun
için ilgili ülkede konuya ilişkin olarak dava açılması veyahut da söz konusu ülke hukukuna göre alacağın cebren tahsiline başvurulmuş olunması halinde söz konusu alacak için ülkemizde şüpheli alacak karşılığının ayrılması mümkün bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu işlemlerin belgelendirilmesi ve ilgili ülkede bulunan Türk Konsolosluğunca tasdik edilmesi ayrılacak karşılığın belgelendirilmesi açısından önem arz etmektedir.
Bir başka açıdan yurtdışından olan alacakların dönem sonunda değerlemesi nedeniyle oluşan kur farkları da asıl alacağa bağlı olarak işlem görecektir. Bu bağlamda da alacak şüpheli hale gelince daha sonra bu alacağa bağlı olarak oluşan kur farkları da şüpheli hale gelecek ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kur farkları da şüpheli alacağa dahil edilerek karşılık ayrılabilecektir. (Danıştay 3. Daire E.No:1996/176, K.No:1997/2592) .(V. Seviğ)

VADELİ ÇEKTE REESKONT
SORU: Vadeli çekler yapılan kanun değişikliği ile artık vadesinde ödenmektedir. Bu durumda vadeli çekleri özellikle geçici vergi matrahlarının hesaplanması sırasında reeskonta tabi tutabilir miyiz?
YANIT: 5838 sayılı yasa ile "Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki" yasaya eklenen geçici 2. madde uyarınca "31.12.2009 tarihine kadar, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce çekin ödenmek üzere muhatap bankaya ibrazı geçersizdir." Bu hüküm uyarınca 2009 yılı sonuna kadar çekler bir anlamda vadeli hale gelmiş bulunmaktadır. Konuya ilişkin olarak Maliye Bakanlığı tarafından 41 sayılı Vergi Usul Yasası Sirküleri ile yapılan açıklamaya göre vadeli hale gelen çekler için reeskont yapılamayacaktır. Bunun nedeni de çeklerin ödeme aracı olması ve bu bağlamda da geçici olarak belli bir süre çeklerin görüldüğünde ödenmesi yerine üzerinde yazılı vadesinde ödenme zorunluluğunun bulunmasıdır. 
Dolayısıyla çek keşidecinin mevduatın bulunduğu bankaya, bu mevduattan belirli bir meblağı kendisinin öngördüğü kişilere ödenmesi için vermiş olduğu yetkiyi ortaya koyan bir kambiyo senedidir. Bununla birlikte, çeki diğer kambiyo senetlerinden ayıran en önemli özellik, onun bir ödeme aracı olmasıdır. Çek, poliçe ve bono fonksiyonuna sahip değildir.
Maliye Bakanlığı’nın konuya ilişkin yönlendirmesine göre çekin ödeme aracı olmasından dolayı senet olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bizim kişisel görüşümüz ise bu görüşün tam tersidir. Çünkü çekte geçici olsa dahi vadenin kabul edilmesi ile birlikte süreli de olsa çek vadeyi, dolayısıyla reeskonta konu edilebilecek bir bedeli içermektedir. (Konuya ilişkin ayrıntılı bilgi için Doğrusöz, Bumin "Vadeli Çekte Reeskont" Referans 2.Nisan.2009 ve 14. Mayıs.2009 ) .(V. Seviğ)

YARGI KARARLARINDA

VERGİ HATASI

Danıştay 4.Dairesi E.2005/1282 K.2006/289 T.23.2.2006
Davacı, kanuni ve iş merkezi Japonya’da bulunan X Limited Şirketi’nden, vermiş olduğu mühendislik hizmetleri gereği yurt dışından döviz olarak gönderilen ücretlerini yıllık gelir beyanına dahil ederek beyan etmiş, vergisini ödemiş ancak dava açma süresi geçtikten sonra ücretlerinin istisna kapsamında olduğunu ileri sürerek yaptığı düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi üzerine açtığı dava vergi mahkemesince olayda açık bir vergi hatası bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Ancak, Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/14. maddesindeki istisnaya göre, davacıya ödenen ücretlerin dar mükellefiyete tabi bir işveren tarafından yurt dışında elde ettiği kazançlarından döviz olarak ödendiği hususunun ihtilafsız olması sebebiyle, söz konusu ücretlerin açık olarak vergiden istisna olması ve beyan edilen bu ücretlerle ilgili olarak VUK’nun 118/3 hükmüne göre açık bir vergilendirme hatasının kabulü gerektiğinden, dava konusu işlemin iptali gerekmektedir. 

Danıştay 7.Dairesi E.2002/415 K.2005/2524 T.25.10.2005
İhracat kaydıyla mal teslim eden davacının ilgili dönem tecil edilen KDV’sinin terkin edilmesi istemiyle yaptığı şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlem, davacının imalat işi yaptığının kabulü gerektiği ve teslim edilen ürünlerin de KDV Kanununda öngörülen üç aylık süre içinde ihraç edilmediği yolunda bir tespitinde olmadığı gerekçesiyle mahkemece iptal edilmişse de; VUK’nun 122 ve 124. maddelerine göre düzeltilmesi talep edilecek vergi hatalarının, kendisinden düzeltme isteminde bulunulan idari makamın veya uyuşmazlık halinde yargı yerinin, anılan Kanunun 3. maddesinde öngörülen yorum tekniklerine başvurmadan ilk bakışta anlayabileceği açıklıktaki vergilendirme yanlışlıkları olması, olayda ise uyuşmazlığın çözümünün davacının imalatçı olup olmadığının belirlenmesine bağlı olması, bu belirlemenin Sanayi Sicili Kanunu’nun 1. maddesinin yorumlanmasını gerektirmesi dolayısıyla davada ileri sürülen hatanın VUK’un aradığı anlamda vergi hatası olmaması ve bu iddianın ancak süresinde ve tarhiyata karşı açılan davada ileri sürülmesi ve incelenmesinin mümkün olması sebepleriyle, hukuki bir sorun teşkil eden ve yasaların yorumu sonucunda çözümlenecek nitelikte olan uyuşmazlık hakkında VUK’nun 122. ve 124. madde hükümleri uygulanamayacağından, işlemin iptali yönündeki mahkeme kararında isabet yoktur.

Danıştay 4.Dairesi E.2002/2207 K.2004/340 T.26.2.2004
Davacının ilgili dönem muhtasar beyannamesini postayla vergi dairesine gönderdiği, verdiği dilekçeyle tahakkuk eden verginin KDV iade alacağından mahsubunu istediği ancak beyannamenin imzasız olması nedeniyle imzanın tamamlatılması için bildirimde bulunulmasına karşın imza eksiliğinin giderilmemesi üzerine takdir komisyonunca beyannamede belirtilen matrahın takdir edildiği, ihbarname ve ödeme emri aşamasında dava açılmadığı, idarece mahsubun yapıldığı ve davacının kesilen kaçakçılık cezası ile hesaplanan gecikme faizinin kaldırılması için yaptığı düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi üzerine, tesis edilen olumsuz işlemin iptali için dava açtığı olayda; beyannamede imza bulunmaması re’sen tarh nedenleri arasında sayılmadığı halde takdir komisyonuna gidilmişse de verilen beyannamedeki matrah esas alınarak tarh edilen verginin, davacının mahsup istemi doğrultusunda KDV iade alacaklarından mahsup edildiğinin tartışmasız olması sebebiyle, vergi ziyaından söz edilemeyeceği gibi vergiye bağlı kaçakçılık cezası ile hesaplanan gecikme faizinde yasaya uyarlık bulunmadığından, yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddedilmesi işleminde isabet yoktur

ÖZELGELERDE 

EMLAK VERGİSİ 

1- Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 25.9.2006 tarih ve 1742 sayılı özelgesi;
"1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 93/1-C maddesinde, kooperatiflerin, kooperatif birliklerinin, kooperatif merkez birliklerinin ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliğinin, kiraya verilmediği veya irat getirmeyen bir cihete tahsis edilmediği müddetçe sahip oldukları gayrimenkul mallar üzerinden alınacak her türlü vergilerden muaf olduğu düzenlenmiştir. Bu hüküm uyarınca, konut yapı kooperatifinin kendi hizmet binasını kiraya vermemiş olması şartı ile emlâk vergisinden muaf olduğunun kabulü gerekir."

2- Adana Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 9.10.2007 tarih ve 1346 sayılı özelgesi;
"38 seri no’lu Emlak Vergisi Genel Tebliğinde, sosyal güvenlik kurumlarından emekli, dul, yetim, ölüm ve maluliyet aylığı alanların, bu aylıkları dışında başka gelirlerinin bulunması ha
linde, bunların meskenine indirimli vergi oranının uygulanmayacağı, mükellefin gelir getirmeyen işyeri, arsa ve araziye sahip olmasının ise indirimli vergi oranından yararlanmasını engelleyemeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hüküm ve Emlak Vergisi Kanununun (EVK) 8. maddesi düzenlemesi gereğince, maliki bulunulan mesken için indirimli emlâk vergisi oranından faydalanılabilmesi için, sahip olunan diğer arsadan dolayı hiçbir gelirin olmaması gerekir."

3- Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 5.5.2004 tarih ve 22023.M sayılı özelgesi;
"Kat irtifakı, arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olduğundan emlâk vergisinin arsa olarak ödenmesi gerekir.Söz konusu arsa üzerinde yapılmakta olan inşaatla ilgili olarak ise, söz konusu inşaatın tamamen bitmesi veya sahibi adına kat irtifakı kurularak mesken olarak kullanılmaya başlanılması halinde, inşaatın sona erdiği veya meskenin kullanılmaya başlanıldığı bütçe yılı içerisinde, bu hallerin bütçe yılının son üç ayı içinde gerçekleşmesi halinde ise olayın meydana geldiği tarihten itibaren üç ay içinde bildirimin ilgili belediyeye verilerek bina vergisinin ödenmesi gerekir."

4- Tekirdağ Vergi Dairesi Başkanlığı’nın Aralık 2006 tarih ve 1452006 sayılı özelgesi;
"Müdürlüğünüzün, lehine 39 yıl süre ile irtifak hakkı tesis edilen mülkiyeti Hazine’ye ait arazi için, EVK hükümlerine göre arazi vergisi mükellefi olunmaması nedeniyle bu arazi üzerine inşa edilen binalar için verilecek bina vergisi beyannamesinde asgari beyan değerinin hesabında bina değerine arsa değerinin dâhil edilmemesi gerekmektedir."

5-Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 21.7.2003 tarih ve 28 sayılı özelgesi;
"4572 sayılı Tarım satış Kooperatifler ve Birlikleri Hakkında Kanununun 6/d maddesinde, sermaye ve yedek akçeleri ile taşınmaz malları ve bunların gelirleri, ihtiyaçları için satın aldıkları ve alacaklarını tahsil gayesiyle mülk edindikleri taşınmaz malları ve bunların bir önceki sahiplerine geri verilmesi işlemleri ile gayrimenkullerine ilişkin cins, nev’i, isim ve unvan değişiklikleri ile tahsislerinin her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu düzenlenmiştir. Bu düzenleme gereğince söz konusu kooperatiflerin sahip oldukları taşınmazlara için emlâk vergisi ödemeleri gerekmez."
 

Veysi Seviğ – Bumin Doğrusöz

Referans

 

CEVAP VER