İşe İade Davasi Sonucu Verilen Tazminattan Vergi Kesilmesi

0
217

I-GENEL DURUM
İlk önce 4773 Sayılı Yasa ile 1475 Sayılı Yasaya 13/D maddesi olarak
getirilen hükümle kabul edilen, ‘çalışanın sözleşmesinin haksız feshi
halinde işe iadesi, işe iade edilmemesi durumunda ise tazminat ödenmesi’
ilkesi, 1475 Sayılı Yasayı yürürlükten kaldıran 4857 sayılı İş Yasasında
da yinelenmiştir. Uygulamada bu tazminattan ‘gelir vergisi’ kesilip kesilmeyece
ği tartışma konusu olmuş, Maliye Bakanlığı’nın ‘gelir vergisi’ kesilmesini
içeren ‘Özelgesi’(1) sonrasında işverenler tarafından yapılan ‘tazminat’
ödemelerinden ‘gelir vergisi’ kesilmeye başlanmıştır. Uygulamada
sözleşmesinin haksız feshedilmesine bağlı olarak işini kaybeden çalışana
yapılan bu ödemeden yapılan vergi kesintisinin hukuki dayanağının bulunup
bulunmadığı, sonuçta haklı olup olmadığı önem içermektedir.
Konu, çok ayrıntıya girmeden, başlıklar halinde kısaca değerlendirilecektir.
II-YASAL DÜZENLEME VE FARKLI YAKLAŞIMLAR
4857 sayılı İş Yasası’nın 2. maddesi, ‘geçersiz sebeple iş sözleşmesinin
feshi sonuçlarını’ düzenlerken, “…feshin geçersizliğine karar verildi-
ğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu
üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylı
k ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü
olur” hükmünü getirmiştir(2).
___________________________________________________
(1) Maliye Bakanlığı – Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 28.06.2005 tarih ve 0.42/4207-44/27873 sayılı Özelgesi.
(2) Bu hüküm daha önce, 4773 sayılı Yasa ile 1475 sayılı Yasa’ya 13/D maddesi olarak eklenmiş, tazminat
miktarı en az altı ay, en çok bir yıllık maaş tutarı olarak öngörülmüştür.
Maliye Bakanlığı 2005 yılında, ‘iş güvencesi tazminatı’ olarak adlandı
rılan(3) bu tazminat ödemesinin ‘gelir vergisine tabî olduğunu’ içeren
üstte sözünü ettiğimiz ‘Özelgeyi’ çıkarmıştır. (Dip.Not.1) Bu Özelge’nin çıkması
ndan önce yargıya yansıyan bir uyuşmazlıkta ise, Ankara 1.Vergi
Mahkemesi ‘bu tazminattan vergi kesilemeyeceği’ kararını vermiş, karara
yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.(4)
Öğreti de tam bir görüş birliği olmamakla birlikte, ağırlıklı olarak Maliye
Bakanlığı’nın Özelgesi doğrultusunda görüş beyan edildiği görülmektedir.(
5) Uygulama da ise kurumlar, Maliye Bakanlığı’nın ‘Özelgesini’ dikkate
alarak gelir vergisi kesmeye devam etmektedirler.
III-FARKLI GÖRÜŞLERİN GEREKÇELERİ
1)-MALİYE BAKANLI⁄ININ GEREKÇELERİ
‘İş güvencesi tazminatından’ vergi kesilmesini içeren ‘Özelgeyi’ çıkaran
Maliye Bakanlığı bu Özelgede: İşe iade kararı üzerine çalışanı işe iade
etmeyen işveren tarafından çalışana 4857 Sayılı Yasanın 21. maddesine
göre ödenen bu tazminatın Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesi
çerçevesinde ‘ücret’ gibi düşünülerek aynı yasanın 94, 103 ve 104. maddelerine
göre vergiye tabi tutulmasını öngördüğü anlaşılmaktadır. Bakanlı
k bu görüşünü oluştururken, bu tazminatın Gelir Vergisi Yasası’nın
25/1. maddesinde yer alan ‘ölüm, sakatlık, hastalık ve işsizlik sebepleriyle
verilen tazminat ve yapılan yardımlar’ gibi değerlendirilerek vergiden
muaf tutulamayacağını, aksine ‘ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı
(Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı,
prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması
veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli
bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez’
içeriğini taşıyan 61. maddesi kapsamında ücret gibi düşünülerek
aynı Yasa’nın 94. 103 ve 104. maddeleri çerçevesinde vergilendirilmesi
gerektiğini ifade etmektedir.< /div>

2)-VERGİ MAHKEMESİ’NİN GEREKÇESİ
Üstte değinilen ve Maliye Bakanlığı’nın çıkardığı Özelge’den önce verilen
Vergi Mahkemesi’nin kararı ise, ‘mahkeme kararına dayalı olarak
yapılan tazminat ödemesinin Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesinde
972 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 81 • Sayı: 3 • Yıl 2007
___________________________________________________
(3)
labilmesi için ‘iş güvencesi tazminatı’ sözcüğünün kullanılmasının yerinde olacağı görüşündeyim.> (Şahin
ÇİL, 4857 Sayılı İş Kanunu Şerhi, I.Cilt, sh:415); 4773 Sayılı Yasa ile getirilen ‘tazminatı’ iş güvencesi
sağlanmasının bir sonucu olarak değerlendiren Prof.Dr.A.GÜZEL-Prof.Dr.A.R.OKUR’un Sosyal Güvenlik
Hukuku adlı yapıtlarında yer alan Görüşleri.(Sh:398 vd.)
(4) Legal Hukuk Dergisi’nin Haziran/2006 sayısında yer alan Ankara 1.Vergi Mah. 30.06.2004 tarih,
2004/155-E., 2004/622-K.; Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin 28.10.2004 tarih ve 2004/3086-E.,
2004/3572-K.
(5) İşe İade Davaları, (Sh:265 vd.) O.Güven ÇANKAYA-Doç.Dr.Cevdet İlhan GÜNAY-Seracettin GÖKTAŞ.
bahsedilen bir ücret ve gelir niteliğinde olmadığından vergiye tabi tutulması
nın yasal olmadığı’ gerekçelerine dayanmaktadır.(6)
3)-O⁄RETİDEKİ GÖRÜŞ
Öğretide, bu konunun ayrıntılı değerlendirilmesine biz rastlamadık.
Sınırlı sayıda yer alan değerlendirmelerde, Maliye Bakanlığı’nın Özelgesine
yollama yapılmakta ve bu tazminattan ihbar ve kötüniyet tazminatı gibi
gelir vergisi kesilmesi gerektiği ifade edilmektedir.(7)
Bu görüşün ve Maliye Bakanlığı’nın yaklaşımının konuya uygun olup
olmadığının anlaşılabilmesi açısından, ‘iş güvencesi tazminatının’ benzerleri
ile kısaca karşılaştırılmasında yarar bulunmaktadır.
IV-İŞ GÜVENCESİ TAZMİNATININ BENZERLERİNDEN FARKI
1-İHBAR TAZMİNATI
4857 sayılı İş Yasası’nın ‘ihbar’ ve ‘kötüniyet’ tazminatını içeren 17.
maddesi incelendiğinde, belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinde,
işveren veya çalışan tarafından fesih ihtarı diğer tarafa bildirilirken, çalı-
şılan hizmet süresine göre diğer tarafa belirli bir süre (iki, dört, altı veya
sekiz hafta) önce feshin bildirilmesini içerdiği görülmektedir. Bu süre
içinde işçi çalışmaya devam edecek, kendisine de ücreti ödenecektir. Ancak,
Yasa,’bildirim şartına uymayan tarafın,diğer tarafa bildirim süresine
ait ücret tutarında tazminat ödemesi’ zorunluluğunu getirmekte, ayrıca
‘işverenin bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle sözleşmeyi
feshedebileceğini’ öngörmektedir.
Yasa’nın açık anlatımından görüldüğü gibi, ‘ihbar tazminatı’, özünde
işçinin fesihten önce çalışması öngörülen bir süre karşılığı ücret tutarı
olarak düşünülmüştür. Bu sürelere denk gelen ücret (32. maddenin birinci
fıkrasında yazılan ek menfaatlerde dahil) çalışana aynen ödenecektir.
Dolayısıyla ‘ihbar tazminatının’ bu sürelere denk düşen ücret tutarı
olarak alınması ve vergiye tabi tutulmasında Yasa’nın anlatımı ile çelişen
bir özellik görülmemektedir.
2-KÖTÜNİYET TAZMİNATI
4857 Sayılı Yasanın 17. maddesinde yer alan ve Yasa’nın 18,19,20 ve
21. maddelerinin uygulama alanı dışında kalan kabaca işe iade davası
açma olasılığı bulunmayan hallerde, “…işçilerin iş sözleşmesinin, fesih
hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim
süresinin üç katı tutarında tazminat“ ödeneceğini öngören düzenlemede
Tazminattan Vergi Kesilmesi • Av. Eyüp Eraslan 973
___________________________________________________
(6) Maliye Bakanlığı’nın Özelgesini ve Vergi Mahkemesi kararını birlikte değerlendiren Cumhur Sinan ÖZDEMİ
R’in makalesi. (alomaliye.com Haziran/2006.)
(7) O.CANKAYA-Doç. Dr. C.İ.GÜNAY-S.GÖKTAŞ-İşe İade Davaları Ankara 2005 (Sh:266); C.Sinan ÖZDEMİ
R- dip not 5’de yer alan makale,
yer alan ‘kötüniyet tazminatının’ da vergiye tabî olacağı –katılmasak da(8)
– aynı çerçevede savunulabilir.
17. madde de ödenmesi öngörülen ‘ihbar tazminatının’ özü çalışılan
süre karşılığı düşünülen ücret olmasından gelmektedir. Bu madde, çalı-
şanın ‘işsiz kalması’ olasılığına göre değil, bu süre içinde çalışacağı öngörüsü
ile düzenlenmiştir. Çalışma karşılığı ödenecek ücretin vergiye tabi
olması gibi bunun da vergiye tabi olduğu kabul edilebilir. Ancak;
17. maddenin beşinci fıkrasında yer alan ‘kötüniyet tazminatını’,
1475 Sayılı Yasanın yürürlükte olduğu dönem gibi değerlendirmenin olası
bulunmadığı kanısındayız. Çünkü, 1475 Sayılı Yasanın uygulanması
sürecinde (15.03.2003 tarihinde 4773 Sayılı Yasa yürürlüğe girmeden
önce) iş sözleşmesinin haksız feshedilmesine bağlı olarak çalışanın yargı
yoluna başvurması, yargı organınca işe iade kararı verilmesi ve işverenin
bu kararı uygulamaması halinde bir tazminat öngörülmüş değildi. ‘Kötüniyet
tazminatı’ uygulamada önemli ölçüde ‘sendikal faaliyete bağlı işe
son vermelerde’ gündeme gelmekteydi. 4857 Sayılı (ve 4773 Sayılı) Yasanı
n yürürlüğe girmesinden sonraki evrede ise, yasanın gerekçesinde
açıkça vurgulandığı üzere, “… amaçlanan, işçinin işine geçerli bir sebep
olmaksızın son verilebilme olanağının sınırlanması…” iş güvencesinin
sağlanmasıdır. Bu açıdan, 18, 19, 20 ve 21. maddelerin uygulanmayaca-
ğı hallerde ‘kötüniyet tazminatı’ ödenilmesini içeren 17. madde düzenlemesinde
yer alan tazminatın, 1475 Sayılı Yasanın 13. maddesinde
yer
alan “…fesih hakkının kötüye kullanılarak (iş sözleşmesinin) sona erdirildi
ği durumlarda işçiye bildirim sürelerine ait ücretin üç katı tutarında
tazminat ödenir…” gerekçesi ile aynı olmadığı görülmektedir. 1475 Sayılı
Yasada yer alan bu düzenleme, fesih hakkının kötüye kullanılması halinde,
adeta işverene ‘ceza’, işçiye ‘ödül’ düşüncesi ile konulmuş gözükmektedir.
4857 (ve daha önce 4773) Sayılı Yasa ile öngörülen ‘kötüniyet tazminatı’
ise bir ‘ödül’ veya ‘ceza’ değil, sözleşmenin haksız feshi halinde yasal
çerçevede işe iade olanağı bulunmayan çalışana, adeta ödenilmesi öngörülen
bir ‘iş güvencesi tazminatı’ gibidir. Dolayısıyla bu tazminatın
1475 Sayılı Yasanın uygulanması dönemindeki ‘kötüniyet tazminatı’ ile
aynı ismi taşımakla birlikte aynı özellikleri taşımamaktadır. Kötüniyet
tazminatı, bu yönleri ile 21. madde de öngörülen ‘iş güvencesi tazminatı’
ile benzeşmektedir.
4857 Sayılı Yasanın 17. maddesinin son fıkrası, gerek ‘ihbar tazminatı
nın’, gerekse ‘kötüniyet tazminatının’ “…hesabında 32 nci maddenin
birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para
ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz
974 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 81 • Sayı: 3 • Yıl 2007
___________________________________________________
(8) Kötüniyet tazminatı 1475 Sayılı Yasaya benzer nitelikte düzenlenmekle birlikte, bunun koşulu olarak
yeni yasada (4857 ve 4773 s. Yasa ile yapılan değişiklikten sonra 1475 Sayılı Yasa) yasanın
“18,19,20 ve 21. maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin”denilerek işe iade (İş Güvencesi)
tazminatı ile benzer bir işlem verilmiştir. 1475 Sayılı Yasanın 13. maddesinde yer alan “kötüniyet
tazminatının” ise bu nitelikte bir işlevi bulunmuyordu.
önünde tutulacağını” öngörmektedir. Oysa, 21. maddeye göre ödenecek
‘iş güvencesi tazminatı’, ‘bir ayın sonundaki çıplak ücerete’ göre hesaplanaca
ğı ve ücretin (yemek ücreti, prim,ikramiye vb adlarla ödenen) ekleri
dikkate alınmayacağı kabul edilmektedir.(9)
Kısaca ihbar tazminatı 1475 Sayılı Yasanın uygulaması dönemindeki
“kötüniyet tazminatı” iş güvencesi tazminatı ile benzer özellikleri içermekte,
4857 Sayılı Yasada yer alan “kötüniyet tazminatı” ise iş güvencesi tazminatı
ile benzer özellikler içermektedir.
3-İŞSİZLİK ODENE⁄İ
İşsiz kalan çalışanların ‘uğradıkları gelir kaybını kısmende olsa kar-
şılayarak, kendisinin veya ailesinin zor duruma düşmesini önlemek amacı
ile’ ödenen ‘işsizlik sigortası primlerine’ dayalı belli bir süre ve ödemeyi
kapsayana verilen ‘işsizlik sigortası’ ödeneği de, işsiz kalana ‘güvence
sağlama’ düşüncesinin ürünüdür.(10)
4447 Sayılı Yasanın 51. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlendiği
üzere, bu ödenekten yararlanmanın temel koşulu ‘sigortalı işsiz’ olmaktı
r. Sigortalı işsizin ödenekten yararlanmaya başladıktan sonra iş bulması
veya bulunan işi reddetmesi ‘işsizlik ödeneğinin’ kesilmesi sonucunu
doğurmaktadır. İşsizlik ödeneği bu niteliği ile işsize belirli bir güvence (en
çok aylık asgari ücret kadar) sağlanmaktadır. ‘İş güvencesi tazminatı’,
mahkeme kararında belirtilen dört – sekiz aylık ücret tutarı ile sınırlı olması
ve güvence oluşturması yönleriyle işsizlik ödeneğine benzemektedir.
Ancak, bir defada ödenilmesi, çalışanın yeni bir işte çalışmasının bu tazminatı
almasına engel olmaması, azaltılması ve kaldırılması veya çalış-
madığı süre ile oranlanması sonucunu doğurmaması yönleri ile işsizlik
ödemediğinden ayrılmaktadır.
4857 Sayılı Yasanın 21. maddesi sözleşmesi haksız feshedildiği belirtilen
çalışana boşta kaldığı süre için dört aya kadar ayrı bir ücret ödenmesini
öngördüğü dikkate alındığında işsizlik ödeneğinin, boşta kalan
süre için ödenen ücretle de benzer yönlerinin olduğu görülmektedir.
4447 Sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önce ‘ihbar tazminatından’ vergi
kesilip kesilemeyeceğini değerlendiren Danıştay Vergi Daireleri Genel
Kurulu
Tazminattan Vergi Kesilmesi • Av. Eyüp Eraslan 975
___________________________________________________
(9) Doç.Dr.Cevdet GÜNDAY, İş Hukuku-Yeni İş Yasaları,2004 (2.Bası, Sh:467); Fevzi ŞAHLANAN, 4857
Sayılı Yasanın Değerlendirme Konferans Notları,Türk İş Yayınları,(Sh:19).Uygulamada Yargıtay 9.
H.D.’ninde aynı görüşte olduğu görülmektedir. Bu yaklaşımın temelinin 4857 Sayılı Yasanın 21/3 fıkrası
nda yer alan, “Kararın kesinleşmesine kadar işçiye çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya
kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir” ifadesine dayandığı anlaşılmaktadır. Maddenin
‘iş güvencesi tazminatını? belirleyen bir önceki fıkrası ölçü olarak ücret ifadesini kullanırken üçüncü
fıkrası buna ek olarak ‘diğer hakları’ eklemiştir.
(10) 25.08.1999 tarihli R.G.’de yayımlanan ve 01.06.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4447 Sayılı Yasanın
gerekçesinde yer alan ifadeler. Prof.Dr.A.GÜZEL-Prof.Dr.A.R.OKUR, bunu 4447 Sayılı Yasada adlandı-
rıldığı gibi ‘işsizlik sigortası’ olarak isimlendirmekte ve –yetersizliklerine karşın iş güvencesinin sağlanması
nın bir devamı olması gerektiğini vurgulamaktadırlar.(agy. Sh:395 vd)
katlık ve işsizlik sebebiyle verilen tazminatı ve yardımları gelir vergisinden
ayrı tutmuştur. Devletin çalışabilir nüfusa formasyona uygun iş sağ-
lama taahhüdünün yerine getirilmemesi halinde yasayla kurulmuş sosyal
güvenlik örgütüne ve özel yasaya dayanılarak yapılacak ödemesi ifade
etmektedir. İhbar özelliklerine uymadan sözleşmeyi fesheden işverenin
salt i
hbar öneline ilişkin bir ödeme olması nedeniyle işsizlik tazminatı
olarak nitelenmesine olanak yoktur.> sonucuna ulaşırken , işsizlik sigortası
açısından, yıllar sonra 4447 Sayılı Yasa ile getirilen ‘düzenlemeye
benzer’ bir yaklaşımı ortaya koymuştur.(11) Ancak, o tarihte çok farklı
olan, 1475 Sayılı Yasada bulunan ‘ihbar tazminatı’ dışında sonradan getirilen
‘iş güvencesi tazminatını’ içeren bir Danıştay kararına rastlamadı
k. Danıştay’ın yasadaki bu haliyle önüne gelebilecek ‘iş güvencesi tazminatı’
ile ilgili ‘ihbar tazminatı’ benzeri ‘vergi kesilmesi gerekeceği’ kararı
vereceğini de sanmıyoruz.
Kısaca, ‘iş güvencesi tazminatı’ çalışanın işsiz kalması halinde ödenilmesi
öngörülen işsizlik sigortasının (ödeneğinin) öncüsü olması itibariyle
benzer yönleri olmakla birlikte işsizlik ödeneğinden farklıdır.
V-İŞ GÜVENCESİ TAZMİNATININ NİTELİ⁄İ
Önce 15.08.2002 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan (15.03.2003 tarihinde
yürürlüğe giren) 4773 Sayılı Yasa ile 1475 Sayılı Yasaya 13/D
maddesi olarak eklenen, “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen
sebebin geçerli olmadığı mahkemece tespit edilerek feshin geçersizli
ğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadı
r. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise,
işçiye en az altı ay en çok bir yıllık ücreti tutarında tazminat ödemekle
yükümlü olur. Mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin
işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler” hükmü
ile getirilen iş güvencesi tazminatı, 1475 Sayılı Yasayı yürürlükten
kaldıran 4857 Sayılı Yasanın 21. maddesinde benzer ifadelerle (…feshin
geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak
zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz
ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat
ödemekle yükümlü olur) yer almış, ancak tazminat tutarı düşürülerek
dört ile sekiz ay arasında sınırlandırılmıştır. Yasa’da bu tazminatı
n niteliği konusunda bir açıklık bulunmamakta, uygulama ve öğreti de
‘iş güvencesi tazminatı’ olarak adlandırılmaktadır.(12).
Tazminatın niteliği konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte,
Yasa, bu tazminatın, ‘sözleşmenin haksız feshedildiği mahkeme kararına
bağlanan ve işe dönmek isteyen işçinin çalışma isteminin işveren tarafından
kabul edilmemesi halinde ödenilmesini’ öngörmekle, bu tazminatın
976 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 81 • Sayı: 3 • Yıl 2007
___________________________________________________
(11) Danıştay Vergi Daireleri Kurulu 14.01.1994 tarih ve 1993/143-E 1994/1-K
(12) Bkz. Dip Not:3
gerçekte işsiz kalan çalışana, bu işsizliğinden doğması olası sorunlarını
gidermeyi veya bir ölçüde haŞşetmeyi öngören bir olanak, bir güvence
sağlamayı amaçladığı çok açıktır. Nitekim, bu yön 4773 Sayılı Yasanın
gerekçesinde:
“ Çağdaş iş hukukunun temel amaçlarından biri işçiye iş güvencesinin
sağlanması, başka bir deyişle işçinin iş akdinin feshine karşı korunması-
dır.
İşçinin iş ilişkisine süreklilik sağlanarak geleceğine güven duyması,
işini kaybetme, dolayısıyla kendisinin ve ailesinin geçim kaynağını oluşturan
gelirinden yoksun kalma endişesinin dışında tutulması, iş hukukunun
en önemli amaçlarından ve konularından biri sayılır. İşçinin feshe karşı gerekti
ği şekilde korunmadığı bir hukuk düzeninde sendika özgürlüğü, toplu
iş sözleşmesi özerkliği ve grev hakkı yeterli işlev göremez.
Kuşkusuz işçiye böyle bir güvence sağlanması, işçi ile işveren arasındaki
iş ilişkisinin her ne olursa olsun sürdürülmesi anlamını taşımaz. “İş
güvencesi” kavramı ile amaçlanan, işçinin işine geçerli bir sebep olmaksı-
zın son verilebilme olanağının sınırlanmasıdır.
1475 sayılıİş Kanununda belirsiz süreli hizmet akitlerinin ihbar önelleri
verilerek feshi bakımından göze çarpan ve temel bir eksiklik olarak kabul
edilen husus, feshin geçerliliğini herhangi bir sebebe dayandırma zorunlulu
ğunun olmamasıdır. Bu serbestlik işveren yönünden fesih hakkının
kötüye kullanıldığı durumlarda tazminat ödenmesini öngören hükümlerle
sınırlanmıştır. İş kanunlarındaki kötü niyet tazminatı sadece sendikacılık
nedeniyle işine son verilen işçi ile ilgili olarak 2821 sayılı Sendikalar Kanununda
en az bir yıllık ücret tutarı düzeyine varacak şekilde ve önemli bir
ölçüde artırılmıştır. Haklı bir sebebe dayanmayan fesihlerde işe iade olana
ğı ise yalnız işyeri sendika temsilcilerine tanınmıştır.
Belirsiz süreli hizmet akitlerinin işverence geçerli bir sebep gösterilmeksizin
feshi olanağı uygulamada öteden beri işçileri huzursuz eden sonuçlar
doğurmuştur. Bu sorun üzerinde işçi sendikalarınca da durulması-
na ve iş güvencesine yönelik sözleşme önerileri getirilmesine karşın toplu
iş sözleşmeleri ile hizmet akdinin feshini sınırlayıcı düzenlemeler yaygınlık
ve etkinlik kazanamamış, toplu sözleşme düzeni dışındaki işyerlerinde ise
iş güvencesinin sağlanması ihtiyacı daha da belirgin olarak ortaya çıkmış-
tır. Kanun koyucu tarafından sistemin aksayan yönlerini düzeltmek ve sebepsiz
olarak işten çıkarma işlemlerinin işçi aleyhine doğurduğu sonuçları
gidermek için 12.7.1975 tarihli ve 1927 sayılı Kanunla İş Kanununda de-
ğişiklikler yapılmıştır. Bununla, Kanunun gerekçesinde belirtildiği üzere, iş
güvencesini sağlamak amacıyla toplu işçi çıkarmaya ilişkin hüküm tek iş-
çi çıkarmalarına da teşmil edilmiş; ayrıca kıdem ta
zminatı tutarını artırmak
ve bunu almaya hak kazandıran süreyi kısaltmak yönünde düzenlemelere
gidilmiştir. Böylece, işsizlik sigortasının bulunmamasından doğan
ihtiyacı da karşıladığı öne sürülen kıdem tazminatının iki işlevi
Tazminattan Vergi Kesilmesi • Av. Eyüp Eraslan 977
birden görmesi hedeşenmiştir. Çıkarılan işçi yerine altı ay içinde baş-
ka işçi alınmasını engelleyen ve bu süre içinde yeniden işçi almak isteyen
işverenin çıkarılan işçiyi işe çağırmasını öngören hüküm, bunun çeşitli uygulama
yolları ile bertaraf edilmesinden ve işçinin işe çağrılmayı beklemesinin
çoğu kez olanaksız olmasından dolayı işlerlik kazanamamış, kıdem
tazminatına ilişkin değişiklikler amacın gerçekleşmesini sağlamadığı gibi
yeni sorunlar yaratmış, işsizlik sigortasının yokluğundan doğan boş-
luğu da dolduramamıştır.(13)
ifadelerinde oldukça açık biçimde ortaya konulmaktadır .
4773 Sayılı Yasada yer alan bu gerekçenin 4857 Sayılı Yasanın gerekçesini
oluşturduğu işçiye / çalışana güvence sağlama ve çalışanı koruma
amacıyla çıkarıldığı çok açıktır.Yine, düzenlemenin özünde içinde
yer alınmak istenen Avrupa Birliği içinde çalışanlara sağlanan haklarla
paralellik yakalamayı amaçladığı madde gerekçelerinde yer alan ;
“158 sayılı ILO Sözleşmesine ve getirilen yeni düzenlemenin özüne uygun
olarak, fesihte geçerli bir nedenin bulunduğunu ispat yükünün işverene
ait olduğu belirtilmiştir.”
ifadeleri ile de oraya çıkmaktadır.
Tüm bu açıklamalar, iş güvencesi tazminatının, işini, işverenin haksı
z tasarrufu ile kaybeden işçiye, sınırlıda olsa, işsiz kalacağı dönemle ilgili
belirli bir güvence sağlama amacıyla getirildiğini ortaya koymaktadır.
Bu ‘güvence’ ücret olarak değerlendirilebilir mi?
VI-İŞ GÜVENCESİ TAZMİNATININ ÜCRETTEN FARKI
Ücret İş Kanunundan farklı Gelir Vergisi Kanunda farklı tanımlanmaktadı
r. Şöyle ki: Gelir Vergisi Yasası’nın 61. maddesi ücreti, ?Ücret,
işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşı-
lığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler”
olarak tanımlamakta, farklı adlarla (ödenek, tazminat, kasa tazminatı
(Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye,
gider karşılığı … gibi ) ödenmiş olmasının onun mahiyetini değiştirmeyece
ğini belirtmektedir.
4857 Sayılı Yasanın 32. maddesi ise ücreti “..bir kimseye bir iş
karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile
ödenen tutar” olarak tanımlamaktadır.
Biz bu tanımlamaların ayrıntısına girmeyeceğiz; kısaca ortak yönlerini
belirtmekle yetineceğiz. Her iki yasada ücreti ,
– bir iş/hizmet karşılığı ödenmesi;
– Şili bir çalışma karşılığı ödenmesi;
978 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 81 • Sayı: 3 • Yıl 2007
___________________________________________________
( 1 3 ) 4773 Sayılı Yasaya TBMM’ye sunan Esas Komisyon Raporunda yer alan Genel Gerekçe’den alınmı
ştır.
olarak belirmektedir.
Üstte vurguladığımız üzere, İhbar tazminatı da benzer özellikleri taşı-
maktadır. Ancak, ‘iş güvencesi tazminatı’ (ve ‘kötüniyet tazminatı’) ise
miktarının belirlenmesinde çalışma süresinin önemi bulunmakla birlikte
Şilen bir çalışma karşılığı değildir. Aksine, sözleşmesi haksız feshedilen
işçinin çalışamamasına bağlı olarak kendisine sağlanan güvence veya yarardı
r. Bu güvence veya yararın Gelir Vergisi Yasası’nın 61. maddesinde
yer alan ve Şilen bir çalışma karşılığı ve çalışma devam ederken ödenenismine
ücret denilmese de ödenek/ tazminat/ kasa tazminatı gibi menfaatlerle
aynı niteliklere sahip olmadığı ise bize göre çok açıktır. Çünkü, Gelir
Vergisinin 61. maddesinde yer alan ödemeler “işsize” yapılan bir ödeme
değildir.
VII-KANUNSUZ VERGİ OLAMAYACA⁄I
Anayasa’nın 73. Maddesi’ne göre, Vergi, resim, harç ve benzeri mali
yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” Nitekim,
Anayasa Mahkemesi, 26.06.1996 tarih ve 1996/5-E., 1996/26-K. sayılı
kararında:
Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasına göre vergi, resim,
harç ve benzeri malî yükümler yasa ile konulabilir. Bu konuda
(……….) Bakanlar Kurulu’na yetki devrinde bulunulabilir. Ancak, vergi
ve malî yükümlülüklere ilişkin yasalarda uygulamaya yönelik kuralları
n idarî düzenleyici metinlere bırakılması yasama organının takdir
alanı içindedir. Yasakoyucu bu tür kuralları vergi yasalarında ayrıntı
lı düzenleyebileceği gibi, çerçevesini belirleyerek idarî düzenlemelere de
bırakabilir.”(14)
ifadeleri ile bu yönü çok açık vurguladığı gibi, Yargıtay da son dönemde
özellikle ‘karşı taraftan alınacak vekalet ücretlerine katma değer vergisi
eklenmesi’ uygulanmasının yasal dayanağının bulunmadığı kararlarını
verirken, ‘kanunsuz vergi olamayacağı’ ilkesinden hareket etmektedir.(15)
İş güvence tazminatının gelir vergisine tabi olduğuna ilişkin bir yasal dü-
Tazminattan Vergi Kesilmesi • Av. Eyüp Eraslan 979
___________________________________________________
(14) 213 sayılı Vergi Usul Yasası’na 4008 Sayılı Yasanın 6. maddesiyle eklenen mükerrer 227. maddenin
Bakanlığa verdiği yetkiye dayanan, Maliye Bakanlığı, 23 Şubat 1995 günlü, 22211 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan 1 sıra numaralı, “Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci
Malî Müşavirlerce İmzalanması Hakkında Genel Tebliği” ile yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin
serbest muhasebeci ve serbest muhasebeci malî müşavirlerce imzalanması ve bu iş
için yü
kümlülerin bunlarla sözleşme yapması zorunluluğunu öngörmüştür. Danıştay Dördüncü Dairesi,
Anayasa’ya aykırılığından söz ederek bu Tebliğin iptali için açtığı dâvada, Tebliğin dayanağı olan
mükerrer 227. maddenin iptalini istemiştir. Anayasa Mahkemesi bu kararında 73. maddeye bağlı
olarak ilkeyi açıkça vurgulamakta, ancak, yasayla, ayrık durumlarda Bakanlar Kurulu’na yetkinin
devredilebileceğini belirterek buna uygun gördüğü düzenlemenin iptali istemini reddetmektedir.
(15) Anayasa’nın 73. maddesini dikkate alan Y. 3. H.D 15.12.2003 tarihinde 2003/14597-E, 2003/14308-
K. ile,
hükümleri gereği Katma Değer Vergisi ayrıca ilave edilir “ düzenlemesini getirmiş ise de bu vekalet
ücretine KDV uygulaması usul ve yasaya aykırıdır.> sonucuna ulaşmıştır. Benzer doğrultu da: 14.
H.D. 08.12.2003 tarih ve 2003/6836-E, 2003/8405-K; 18 HD 02.06.2003 tarih ve 2003/3942-E
2003/4629-K.
zenleme ise bulunmamaktadır. Yasal düzenlemenin olmadığı bir konuda
kıyaslama yapılarak bu tazminatın ‘ücret gibi” değerlendirilmesi ise olanaksı
zdır. Çünkü, kanunsuz vergi olamayacağı gibi kıyasla da vergi olmaz.
Ancak, yinede bir kıyaslama yapılacak olursa ‘iş güvencesi tazminatı
nın’ işsiz kalan çalışana belirli bir güvence verme amacıyla çıkarıldığı
gözetildiğinde Gelir Vergisi Yasası’nın 25/1. maddesinde yer alan tanımlamayla
kıyaslanmasının daha doğru olacağı ortadadır.
SONUÇ
Maliye Bakanlığı’nın ‘toplanan vergileri artırma’ amacının bir parçası
olarak çıkardığı anlaşılan ‘Özelge’ doğrultusunda ‘iş güvencesi tazminatı
ndan’ gelir vergisi kesilmesinin yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
‘Kanunsuz vergi olmaz’ veya ‘verginin yasallığı’ ilkesinin doğal sonucu, iş
güvencesi tazminatının Gelir Vergisi Yasası’nın 61. maddesi çerçevesinde
‘ücret gibi’ kabul edilerek vergilendirilmesi de düşünülemez.
Unutulmamalıdır ki, “hukuk devleti, devletin her istediğini yapması
anlamına gelmez. Bu niteliği taşıyan bir devlet, parasal çıkardan önce hukuksal
uygunluğu arar. Bu konudaki özeni saygınlığının temel koşuludur.”(
16) Maliye Baklanlığı’nın ‘vergi toplama’ amacını anlayabilmek olası-
dır; ancak yasayla düzenlenmeyen bir konuda ‘özelge’ ile vergi toplanması
kabul edilemez.
980 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ • Cilt: 81 • Sayı: 3 • Yıl 2007

CEVAP VER