Kriz dönemlerinde dikkat etmemiz gereken muhasebe işlemleri

0
217

Bu yılın eylül ayı başında petrol fiyatlarındaki ani düşüşlerin tetiklediği küresel finansal krizin, hemen tüm ülkelerde şu veya bu şekilde reel sektöre yansıması kaçınılmaz görünüyor. Hele ülkemiz gibi iktisadi büyümesi bakımından dışa bağımlı gelişmekte olan ülkeler için bu olumsuz sürecin bir uyum maliyeti (adjustment cost) yaratmaması neredeyse imkansız gibi.

Malum; reel sektör krizleri hem ticaret hadlerini, hem de göreli fiyat yapısında yarattığı ani değişiklikler nedeniyle üretim – tüketim dengesini bozarak, işletmelerin üretim ve yatırım kararlarında ciddi değişikliklere yol açıyor. Genel olarak bu tür "stresli" durumlarda ulusal paralar değer kaybediyor, ithalat pahalılaşıyor, faizler artıyor, vadeler kısalıyor, sendikasyon kredileri birden kesiliveriyor, "line'lar" kapanıyor, kredi hacmi daralıyor, rotatif kredilerde geri çağırmalar başlıyor, bankalar daha selektif davranıyor, borsalar düşüyor, maliyetler artıyor, siparişler azalıyor, iptaller artıyor, ihracat olanakları daralıyor, kâr marjları ve kapasite kullanım oranları düşüyor, şirketlerde işçi çıkarmalar başlıyor, akabinde fabrikalar kapanıyor ve şirketler el değiştiriyor, vesaire… Hülasa yöneticiler birden bire muhasebenin önemini idrak ediveriyor. Çünkü artık öncelikli amaç kâr maksimizasyonu olmaktan çıkıyor ve en az zararla hayatta kalma mücadelesi başlıyor. Ve nihayet "nakit yöne
timi" bu mücadelenin en kilit unsuru haline geliyor. Yazımızın amacı, işte bu sancılı sürecin mali tablolara nasıl yansıyacağına dair biraz ipucu vermek.

Borsa düşer, faizler yükselirse

Elimizde ciddi bir miktarda hisse senedi ve Hazine bonosu stoku olduğunu varsayalım. Faizler yükselsin. Ne yapmalıyız? İhtiyatlılık ilkesi diyor ki: Bu tür durumlarda "119 Menkul Kıymet Değer Düşüklüğü Karşılığı" hesabını çalıştırabilirsin. Stokumuzdaki bono değil de tahvilse, "241 Bağlı Menkul Kıymetler Değer Düşüklüğü Karşılığı" hesabını çalıştır. Borsa düşsün ve iştirak ettiğimiz şirketlerin veya bağlı ortaklıklarımızın hisse senetlerinin piyasa değerinde sürekli kayıplar meydana gelsin. Ne yapmalıyız? Bu tür durumlarda "244 İştirakler Sermaye Payları Değer Düşüklüğü Karşılığı" ve "247 Bağlı Ortaklıklar Sermaye Payları Değer Düşüklüğü Karşılığı" hesaplarını çalıştırabiliriz. Bu karşılıklar, vergi kanunları bakımından "kanunen kabul edilmeyen giderdir" (KKEG). Rasyonel bir Türk tacir, dünyanın diğer ülkelerindeki faiz indirimlerine aldanmaz ve kriz dönemlerinde ülkesinde faizlerin yükseleceğini tahmin eder. Bu tür durumlarda ihtiyatlı tacir, "faiz riskinden" korunmak için faize karşı duyarlı aktiflerinin (rate sensitive assets), faize karşı duyarlı pasiflerden (rate sensitive liabilities) fazla olması için biraz gayret sarf eder… Vadelerin uyumunu (matching) gözetir. Alacak senetlerinin tutarı, borç senetlerinin tutarından fazlaysa yıl sonunda reeskont yapar.

Kurlar yükselirse

Kronik cari açık problemi olan ülkemizde "stresli" dönemlerde kurlar yükselir. Döviz kurunda meydana gelen artış, yabancı para birimine dayalı varlıklarımızı ve borçlarımızı etkiler. Döviz cinsinden alacaklarımız, döviz cinsinden borçlarımızdan fazlaysa buna "uzun pozisyon" (over bought) denir. Tersi durum ise "kısa pozisyon" (over sold) olarak bilinir. Uzun pozisyondaysak kurların yükselmesi, "ahde vefa" varsa işimize gelir. Çünkü "646 Kambiyo Kârları" hesabına yazacağımız alacak kaydı, "656 Kambiyo Zararları" hesabına yazacağımız borç kaydından fazla olur. Kısa pozisyondaysak – ki bir tipik bir Türk işletmesiysek böyledir – tersi olacaktır. Yani kurların yükselmesi zararımızı artıracaktır. Çünkü aynı miktar yabancı para cinsiden borç için daha fazla YTL ödeme yapmak zorunda kalacağız. Uygulamada "döviz riski" olarak bilinen bu riskten korunmanın yolları var elbet. Siz bakmayın dünyada vadeli işlemler borsalarındaki fiyat hareketlerinin reel sektöre yabancılaşmış haline. Vadeli işlemler borsaları bu tür risklerin minimize edildiği yerlerdir.

Mamul fiyatları çok düşerse

Stoklarımızın satış bedellerinde yüzde 10 ve daha fazla bir düşüklük meydana gelmişse (Örnek: Ana metaller olabilir), emsal bedel ile maliyet bedeli arasındaki farklar için "158 Stok Değer Düşüklüğü Karşılığı Hesabını" çalıştırabiliriz. VUK'nun 267. maddesi mükellefe değer düşüklüğünü kendin hesapla; şayet hesaplayamıyorsan bana gel dese de, "ihtiyatlılık ilkesi" (!) gereğince değer düşüklüğünü "takdir komisyonu" kararına dayandırmakta fayda var. Ayrıca yıl sonuna yaklaşıyoruz. Şayet "stok devir hızımız" çok düştüyse ve mali danışmanımız bize 15'li hesaplardaki stoklarımızı "293 Gelecek Yıllar İhtiyacı Stoklar Hesabına" alarak stoklarımızı "dönen varlıklardan" çıkarmamızı önermişse; bunu yapmadan önce, işlemin "cari oran", "asit – test oranı" vesair mali oranlar üzerindeki etkilerini doğru analiz etmeliyiz.

Müşterilerimiz borçlarını ödemezse

Kriz dönemlerinde ödemeler aksar. Bizi en fazla etkileyecek olan şey, satış bedellerimizi vadesinde tahsil edememek olur. "Alacak devir hızımızı" düşüren ve nakit dengemizi bozan bu tür durumlarda takipli alacağımızın vadesine göre ya 129 ya da "229 Şüpheli Ticari Alacaklar Karşılığı" hesabını çalıştırabiliriz. VUK'nun 323. maddesindeki koşullar varsa bu karşılık kanunen kabul edilen giderdir.

Fabrikamızda üretime bir süre ara vermek zorunda kaldıysak

 

Malum, kriz "olağandışı" bir olaydır. Kriz dönemlerinde işletmelerin "olağan faaliyetlerinden" bağımsız gider ve zararlar oluşur. "680 Çalışılmayan Kısım Gider ve Zararları" hesabı, üretimle ilgili giderlerden çalışılmayan döneme ilişkin olanların kaydedildiği bir hesaptır. O nedenle dönem sonunda ayırdığımız amortismanların fiilen üretim yapılmayan dönemlere tekabül eden kısmını "730 Genel Üretim Giderleri" hesabına aktarmamalıyız. Bunun yerine "680 Çalışılmayan Kısım Gider ve Zararlar" hesabına kayıt yapabiliriz. Aynı şekilde kapasite düşüşlerinin de bu hesapla ilişkilendirilmesi gerekir.

Kriz nedeniyle işçi çıkaracaksak

Hiçbir zaman aldığı ücretin hakkını veren bir işçinin işine son verilmemeli. Hatta kriz dönemlerinde bile yapılması en son tavsiye edilen şey, çalışanların işine son vermek olmalı. Böyle bir sonuç kaçınılmaz ise "372 Kıdem Tazminatı Karşılığı" hesabını çalıştırmak gerekir. Unutmayın fiilen ödenmeyen tazminatlar KKEG'dir.

Son söz

"İyi danışman kötü günde belli olur…"

 

Vedat ÖZDAN

Dünya

 

CEVAP VER