Navlun üzerinde büyüyen karmaşa ve ihracatçıya yeni vergi cezası

0
249

 Başlatılan genel kapsamlı vergi incelemeleri doğrultusunda ihracat yapan şirketlerden 2005-2008 yıllarını içeren süreçle ilgili olarak CFR ihracatlarının navlun ödemeleri toplamı sorulmakta.

Maliye CFR ihracatlarıyla ilgili olarak şirketlerin navlun ödemelerinin yüzde 15’ini matrah sayarak, bu tutar üzerinden ayrıca yüzde 20 Kurumlar Vergisi talep etmekte.
Mali konular benim uzmanlık alanım olamaz. Ancak, acentalardan ve deniz yoluyla ihracat yapan firmalardan bana intikal eden şikayet içerikli haberler var.

Mevcut yasa incelediğinde Türkiye’ye sefer yapan bir geminin armatörünün veya işletmeci firmasının Türkiye’de tayin ettiği bir deniz acentası bulunmakta.
Veysi Seviğ 10 Ekim 2008 tarihli makalesinde "Dar mükellef ulaştırma kurumlarının vergilendirilmesi" konusunu özetlerken Kurumlar Vergisi Yasası’nın 23’üncü maddesi gereği olarak dar yükümlü ulaştırma kurumlarının hasılatına uygulanacak ortalama emsal oranları; Kara taşımacılığında yüzde 12,Deniz taşımacılığında yüzde 15, Hava taşımacılığında yüzde 5 olarak 
uygulandığını hatırlatırken, Hesap Uzmanı A. Naci Arıkan " Deniz Taşıma İşlerinde Daimi Temsilci Vasıtasıyla Kazanç Elde Eden Yabancı Ulaştırma Kurumlarının Vergilendirilmesi " konulu makalesinin "Deniz Taşımacılığında Türkiye’de Elde Edilen Hasılat" bölümünde 19. maddenin 2 numaralı bendinde, "Türkiye’deki yükleme limanlarından yabancı memleketlerdeki varış limanlarına veya diğer bir kurumun gemisine aktarma yapılacak yabancı limana kadar cereyan eden deniz, hava ulaştırmalarında yolcu, yük ve bagaj taşıma ücreti" Türkiye’de elde edilmiş hasılat sayılmıştır.
Metin içinde geçen yükleme limanı, yük ve yolcunun gemiye alındığı liman şehri hudutları içinde kalan idarece yükleme ve aktarmaya tahsis edilen kara parçası (rıhtım) ile liman kara sularını ifade eder. Yük ve yolcu, bir gemiye rıhtımda yüklenebileceği gibi deniz üstünde mavna veya gemi gibi başka bir vasıtadan da yüklenebilir, aktarma yapılabilir.
Görüldüğü üzere, kanun koyucu, yabancı ulaştırma kurumları tarafından Türkiye’de başlatılan deniz ve hava taşımacılığında Türkiye’de elde edilmiş sayılan hasılatı, taşımanın Türkiye karasuları veya hava sahası içinde kalan bölümünü vergilendirmekle yetinmemiş, aksine yükün veya yolcunun Türkiye limanlarından varış limanlarına veya diğer bir kurumun gemisine aktarma yapıldığı yabancı limana kadar (Kara suları dışında aktarma yapılan yer neresi olursa olsun liman sayılmıştır.) taşınmasından 
sağlanan ücretin tamamını Türkiye’de elde edilmiş hasılat kabul etmiştir. Buna karşın, yabancı ulaştırma kurumunun deniz ve hava yolu ile Türkiye’ye yük ve yolcu taşımasını tümüyle vergi kapsamı dışında bırakmış vergilendirmede bir anlamda dengeyi sağlayarak, zorlukları en az düzeye indirmeyi amaçlamıştır. Kanun’un 19. maddesinde, yolcu veya yükün yabancı ulaştırma kurumu tarafından Türkiye’deki yükleme Ilımanlarından yurt dışına taşınması, hasılatın Türkiye’de elde edilmesi için yeterli sayılmış; taşıma sözleşmesinin Türkiye’de yapılması yolcu biletinin Türkiye’de satılması gibi başkaca koşul aranmamıştır." demekte.
 
Gemi Acentalarının Durumu
İnceleme uzmanlarının gemi acentalarını muhatap almaları yerine, uygulamada çok büyük farklılıklar olduğu ve hatta inceleme uzmanlarınca FOB olarak yapılan ihracatlar da dahi sorumluluğun ihracatçı firmalarda da olabileceğine ilişkin görüş bildirmeleri bu karmaşayı daha da artırmakta.
A. Naci Arıkan’ın ayni makalesinde yer alan "Gemi Acentalarının durumu"ndaki açıklama hem gemi acentasını tanımlıyor ve hem de mükellefiyetinin sınırı veriyor.
Bu bölümde yazılı olanları da nakletmek isterim ve şöyle; "Bir hizmet veya vekalet akti ile yabancı ulaştırma kurumuna bağlı olan onun nam ve hesabına müteaddit ticari muameleler ifasına yetkili kılınan bu kişiler, G.V.K.’nun 8 ve Türk Ticaret Kanunu’nun 116-117. maddeleri uyarınca daimi temsilci durumundadırlar.
Bu konuda Danıştay’da içtihat haline dönüşmüş bulunan kararlarda;"Gemi kaptanının verdiği hususi vekalete istinaden yükleme işlerini yürüten, resmi makamlara karşı muhatap olan, rıhtım, fener resmini yatıran manifesto, konşimento, ordino düzenleyen gemi ihtiyaçlarını karşılayan diğer bir deyişle "Türkiye’de yabancı ulaştırma kurumu namına hareket eden kimseler (Gemi Acentaları) daimi temsilci sayılmış, navlun sözleşmesi yurt dışında düzenlense, navlun dışarıda ödense dahi sağlanan navlun bedeli Türkiye’de elde edilmiş hasılat kabul edilerek acenta aracılığı ile vergilendirilmesi gerektiği" karara bağlanmıştır.
Acentalar, şayet acenteliğini yaptıkları yabancı ulaştırma kurumları Türkiye’de sürekli olarak yılda bir defadan fazla hasılat eld
e ediyorlarsa, bu kurum adına tasdik ettirilmiş hasılat defteri tutmak ve yıllık beyanname vermek zorundadırlar. Yıllık beyanname, K.V.K.’nun 21. maddesine göre dar mükellef yabancı ulaştırma kurumunun Türkiye’deki daimi temsilcisinin bulunduğu yerin vergi dairesine verilir. Yabancı ulaştırma kurumunun 19. madde kapsamındaki elde ettiği hasılatın arızi olması durumunda ise 
yabancı ulaştırma kurumunun acentasının ilgili hasılatın doğuşundan itibaren 15 gün içinde yabancı ulaştırma kurum adına özel beyanname düzenleyerek vermek ve bu beyannamede K.V.K.’nun 18. maddesi uyarınca hesaplanıp gösterilen vergiyi aynı süre içinde ödemek zorunluluğu vardır. G.V.K.’nun 101. maddesine göre bu beyannamenin verileceği vergi dairesi, yolcu veya yükün taşıta alındığı yerin vergi dairesi olacaktır.
Acentaların bu ödevleri yerine getirmemesinden kaynaklanan vergi noksanlıkları ve cezaları ve usulsüzlük cezaları acentadan aranır."
Öncelikle Kurumlar Vergisi Kanunu’nun uygulanmak istenen bu görünümünde çok ciddi bir çelişki, karmaşa, fikir ve uygulama farklılığı vardır. Bu durum mevcut kanunlara göre gemi acentalarının sorumlu tutulmalarına rağmen, Kurumlar Vergisi Kanunu Madde 28’e göre " tarh edilecek kurumlar vergisi yabancı ulaştırma kurumu hesabına kazanç ve iratları yabancı kuruma sağlayanlar adına tarh olunacaktır " denilerek ihracatçı şirketlerin de sorumlu tutulmalarından kaynaklanmaktadır.
 
Genel bir uygulama yok
Buna ilaveten çifte verginin önlenmesine ilişkin anlaşmalar kapsamında istisnaya tabi olacak denizcilik şirketlerinden hangi belgelerin isteneceği hususunda belirlenmiş bir standart uygulama yoktur. Günümüz Deniz Ticaretinde yaygın bir uygulama olan geminin asıl sahibi ile gemiyi kiralayan ve navlunu tahsil eden nihai şirket arasında birden fazla şirketin varlığı konuyu daha da karmaşık hale getirmektedir. Herhangi bir acentaya göre istisna için yeterli olduğu belirtilen belge diğer bir acenta için yeterli olmamakta, bu durum ise yabancı denizcilik şirketleri nezdinde karmaşa ve belirsizliği daha da arttırmaktadır.
İkinci husus dinlediğim kadarıyla nice yıllardır uygulanmayan bir vergi şeklinin kolaya kaçılarak "Ben ilk bulduğumdan alırım ve hatta beş yıl geriye giderek vergi talep ederim" şekline dönüşmesi sonunda başta Türkiye’de yatırım yapmış çok uluslu şirketler olmak üzere, Türkiye’den doğrudan veya dolaylı olarak ihracat yapan şirketleri başka ülkelere yönlendirecek bir "Kaçırma" eylemine dönüştürecektir.
Uzman yazarların ve Maliye’deki konunun uzmanlarının giderek daha da vahim hal almaya başlayan bu sorun üzerinde çözümsel çalışmalar yapması da beklenmektedir. Bu doğrultuda Maliye Bakanlığı tarafından Denizcilik Müsteşarlığı ve Deniz Ticaret Odaları aracılığıyla gemi acentalarına sirküler gönderilerek bilgi verilmesi ve konunun açıklığa kavuşturulmasına ve bilahare mevcut kanunun bu karışıklıkları giderecek şekilde yeniden düzenlenmesine acilen ihtiyaç vardır.
29.05.2009 | Osman Öndeş
Referans

CEVAP VER