Promosyon ürünlerine sevk irsaliyesi yok

0
199

ImageSORU: Pazarlamasını yapmakta olduğumuz ev aletleri ile birlikte maket oyuncak niteliğinde ve ürünlerimizi sembolize eden bazı hediye ve promosyon amacına yönelik bazı eşyalarının da dağıtımını yapmaktayız. Dağıtımını yaptığımız bu ürünler yapmış olduğumuz ilanlarda da yer almaktadır.

 

PROMOSYONA İRSALİYE

SORU: Pazarlamasını yapmakta olduğumuz ev aletleri ile birlikte maket oyuncak niteliğinde ve ürünlerimizi sembolize eden bazı hediye ve promosyon amacına yönelik bazı eşyalarının da dağıtımını yapmaktayız. Dağıtımını yaptığımız bu ürünler yapmış olduğumuz ilanlarda da yer almaktadır.

Ürünlerimizi ana bayilere taşırken irsaliye düzenliyoruz. Promosyon ve tanıtım amacına yönelik olarak dağıttığımız malzemeler için de irsaliye düzenlememiz gerekir mi?
YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 230/5. maddesinin parantez içi hükmü gereği olarak "Malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde, satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşıttırılması veya taşınması halinde alıcının taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurması" gerekmektedir.
Bu bağlamda yasal düzenleme gereği sevk irsaliyesi üzerindeki numaranın düzenlenecek olan fatura üzerine yazılması zorunludur.

Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Vergi Usul Yasası 379 sayılı Genel Tebliği'nin dördüncü bölümünde yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere "ilaç mümessillerinin hekimlere verilmek üzere, tanıtım amaçlı olarak beraberlerinde bulundurdukları ve ticari mal kapsamında olmayan promosyon ürünleri ile numune ürünleri ve numune ilaçlar için sevk irsaliyesi düzenlenmeyecektir. Buna karşılık satılan malların alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşınması halinde taşınan ürünler için sevk irsaliyesinin düzenlenmesi zorunlu olmaktadır.

Diğer yandan Maliye Bakanlığı sözü edilen tebliğ ile, ticari mal niteliğinde olmayan broşür, bloknot, kalem gibi promosyon ürünleri ile numune ilaçların hekimlere verilmek üzere firmaların satış mümessilleri tarafından taşınması sırasında ticari mal sevkiyatı izlenimi verecek büyüklükte veya mahiyette olmamak şartıyla sevk irsaliyesi düzenlemesine gerek görülmemiştir.

Maliye Bakanlığı tarafından tebliğ ile yapılan bu açıklama dar anlamda daha çok promosyon ürünlerini kapsamaktadır. Sorunuzda sözü edilen ürünler ilk bakışta promosyon niteliğinde dağıtımı mümkün olan ürün tipleri arasında yer almış olsa bile konuya ilişkin olarak bulunduğunuz il Vergi Dairesi Başkanlığına başvurarak bir mukteza(özelge) almanızda yarar olacaktır. (V. Seviğ)

ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİNDE ÇOCUK

SORU: Ben orta çaplı bir kurumda muhasebe sorumlusu olarak çalışıyorum. İş yerimizde 275 kişi çalışmaktadır. Şirketimiz çalışanlarının aile durumlarını belirleyebilmek amacıyla gerekli formları bastırarak dağıttım. Çalışanlarımızın bir bölümünün eşleri de çalışıyor.
Söz konusu çalışanların beyanına göre ben asgari geçim indirimi hesaplayarak kendilerine yansıtacağım. Ancak burada aklıma takılan bir soru var.

Eğer ücret geliri elde edenlerin eşleri de çocukları için asgari geçim indiriminde bulunurlarsa, ileride yapılacak bir incelemede ortaya çıkan bu durumdan kim ceza alacaktır?

YANIT: Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında işverene "Aile Durumu Bildirimi" vermek zorundadırlar. Bu bildirim 256 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğ ekinde yer almaktadır. Çalışanın durumunda evlenme, boşanma, ölüm, doğum ve benzeri gibi hallerden dolayı herhangi bir değişiklik olması halinde bu değişiklikler çalışan tarafından işverene bir ay içerisinde bildirilecektir.

Asgari geçim indirimi oranını etkileyen değişiklikler, söz konusu değişikliğin işverene bildirildiği tarih itibariyle uygulanacaktır. Bu uygulamada eşin çalışmadığı ve herhangi bir gelirinin olmadığına ilişkin olarak aksi tespit edilmediği sürece ücretlinin beyanı yeterli olacaktır.

Şahsi, medeni haller veya aile durum hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri alınmasına sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmündedir.

Dolayısıyla çalışanın medeni durumu hakkında yanlış bilgi vermesi veyahut da hem kendisinin ve hem de eşinin eş ve çocukları için gereksiz yere asgari geçim indirimi uygulanmasına neden olacak şekilde yanıltıcı beyanda bulunması halinde, bu davranışı ile vergi ziyaına neden olmuş sayılacak ve kendisi hakkında bu yönde işlem yapılacaktır.

Çalışanın "Aile Durumu Bildirimi"ni yanıltıcı biçimde doldurması halinde ortaya çıkacak vergi ziyaından doğrudan kendisi sorumlu olacaktır. (V. Seviğ)

FATURADAKİ ADRES

SORU: Kesmiş bulunduğumuz bir fatura nedeniyle yapılan araştırmada fatura sahibi adresinde bulunamadı. Vergi denetim elemanı söz konusu kişinin fatura üzerinde gösterilen adreste bulunmadığını, daha açıkçası sözü edilen adreste böyle bir yerin bulunmadığını iddia ederek hakkımızda ceza davası açtı.

Biz malı satın alanın fatura istemesi halinde kendilerine fatura vermek zorundayız. Fatura üzerine adres yazma zorunda olduğumuzdan fatura isteyene adresini soruyoruz. Fatura üzerinde alıcının adresini onun vermiş olduğu bilgiye uygun olarak yazıyoruz. Bu durumdan da biz sorumlu oluyoruz. Bunun bir mantığı var mıdır ?

YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 231. maddesinin başlığı "Fatura Nizamı" olarak belirlenmiştir. Sözü edilen maddenin 6. bendinin parantez içi hükmü gereği olarak "fatura düzenlemek zorunda olanlar, müşterinin adı ve soyadı ile bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumludur. Bu bağlamda da yasal düzenleme gereği olarak fatura düzenleyenin istemesi halinde müşteri kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belgeyi malı satana ibraz etmek zorundadır."

Vergi kimlik numarasının ve bağlı bulunduğu vergi dairesinin doğru tespit edilememesi halinde alıcının yapılan araştırmalarda adresinde de bulunamaması durumunda satışın kime yapıldığı konusu tartışılır hale gelmektedir. Bu durum aynı zamanda Vergi Usul Yasası'nın 171. maddesinde yer alan "Mükellefin hesap ve kayıtlarının yardımıyla üçüncü şahısların vergi karşısındaki durumlarını" tespit etmeyi de zorlaştırmaktadır.

Vergi Usul Yasası'nda bu olumsuzlukları gidermek amacıyla faturanın şekil şartlarında "Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası" bilgilerinin de yer alması gerekli görülmüştür.

Faturada alıcı konumunda olan kişinin arandığında bulunamaması rve fatura üzerinde yer alan adresin doğru çıkmaması hallerinde inceleme elamanı mevcut yasa maddelerinden hareketle mükellefler hakkında işlem yapabilmektedirler.
Fatura üzerinde ismi yazılı kişiye ulaşılamaması halinde Vergi Usul Yasası'nın 359/1. maddesi kapsamında "gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açma" fiilinin varlığından bahis edilebilmektedir. Bu fiilin cezası altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıdır. (V. Seviğ)

LİMİTED ŞİRKETLERDE ASGARİ SERMAYE

SORU: Bizim bir limitet şirketimiz var ve sermayesi 1000.- YTL. 31.12.2007 tarihine kadar sermaye artışı yapamazsak akibetimiz ne olur? (H. KOCAKAYA)
YANIT: Sorunuz 27 Aralık'da bana ulaştı. Sıralamada öncelik verecektim ki, bu arada 2/2007 sayılı İç Ticaret Tebliği ile limited şirketlerin sermayelerini asgari tutar olan 5.000 YTL'ye artırımı için Ticaret Sicil Müdürlüklerine müracaat süresi 31.12.2008 tarihine kadar uzatıldı. Ancak sorunuzun en azından 31.12.2008 tarihine kadar artırım için müracaat yapılmazsa ne olur şekli ile yine yanıtlanması gerektiğine inanıyorum. Şirket sermayelerinin asgari tutarlarını yükselten Bakanlar Kurulu Kararında ve yetki maddesinde, bu konuda bir hüküm olmadığından, şirketinizin bu yükümlülüğü yerine getirilmesi halinde münfesih sayılması veya doğrudan bir yaptırımla karşılaşması mümkün değildir. Ancak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı TTK md. 274 uyarınca şirketin feshi için bir dava açabilir. Bu davada ise mahkeme, bu eksikliğin giderilmesi için size yeniden bir mehil vermesi gerekecektir.

Bu arada bildiğiniz gibi yeni TTK Tasarısı TBMM gündemindedir. Eğer bu tasarı yasalaşırsa, limitet şirketlerin asgari sermayeleri 5.000 YTL olmak durumundadır. Halen Adalet Komisyonunda bulunan "Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun" Tasarısı ile şirketlere asgari sermayelerini bu tutara yükseltmeleri için üç yıllık süre tanınmaktadır. Bu süre içinde bu yükümlülük yerine getirilmediği takdirde şirket, infisah etmiş kabul edilecektir (B. Doğrusöz)

YÖNETİM KURULU KARAR ALMA SAYISI

SORU: Anonim şirket statüsündeki şirketimizin yönetim kurulu üç kişiden oluşmaktadır. Ancak üyelerden birisi paylarını devretti ve yönetim kurulundan istifa etti. Bu güne kadar hukukçular hep, "sizin karar alabilmeniz için bütün üyelerinizin, yani üçünüzünde toplantıya katılmış olması gerekir" dedikleri için şu anda toplantı da yapamıyoruz. Pay sahiplerimizden biri yurtdışında olduğundan toplantılara gelemiyor ve bu yüzden genel kurul toplantılarını da ilanlı yapmak zorundayız. Bu da zaman alıyor. Bu durumda şirkete işlerlik kazandırmak için ne yapabiliriz. (B. Karaali)

YANIT: Ticaret Kanunun 315. maddesine göre, anonim şirketlerin yönetim kurulunda istifa veya ölüm gibi bir sebeple boşalma olduğu hallerde, yönetim kurulu ilk genel kurul toplantısına kadar görev yapmak üzere pay sahiplerinden birini geçici olarak yönetim kuruluna atayabilir. Hukukçuların "üç kişilik yönetim kurullarında toplantı yeter sayısının yine üç kişi olduğu" şeklindeki sözleri doğru olmakla birlikte bu kural, üç kişilik yönetim kurulunda boşalma halinde üye atanmasına ilişkin olarak yapılacak toplantılarda uygulanmamaktadır. Bu nedenle yönetim kurulunuz istifa sonrası kalan iki kişi ile toplanarak bir üçüncü kişiyi yönetim kuruluna atayabilir. Ancak bu atamanın geçerli olması için kararın tescil ettirilmesi zorunludur. Bu atamanın ayrıca ileride yapılacak ilk genel kurulun onayına sunulması da gerekmektedir. (B. Doğrusöz)

YARGI KARARLARINDA

KDV'DE İSTİSNA EDİLMİŞ İŞLEMLERDE İNDİRİM

Danıştay 9. Dairesi E.2005/5326 K.2006/3610 T.4.10.2006
İhtilaf konusu dönemde davacının mal ve hizmet aldığı bir kısım mükellefler hakkında olumsuz tespit bulunması nedeniyle özel esaslara göre 4 kat teminat gösterilmesi şartı yerine getirilmediğinden bahisle, davacının mahsuben iade talebinin kabul edilmeyerek, adına ödeme emri düzenlenmişse de; hurdacılık faaliyetinde bulunan ve KDV Kanunu'nun 9. maddesi gereğince tevkif ettiği vergileri sorumlu sıfatıyla beyan ederek ödemiş olan davacının, katma değer v
ergilerinin vergi borçlarına mahsubu istemiyle yaptığı başvurusunun, 70 seri no'lu KDV Tebliğinin 6. maddesi uyarınca haklarında olumsuz rapor bulunan mükelleflerden mal ve hizmet alışları olsa dahi genel esaslara göre yerine getirilmesi gerektiğinden, özel esaslara göre değerlendirilerek kabul edilmemesi suretiyle düzenlenen ödeme emrinde yasal isabet bulunmamaktadır.

Danıştay 9. Dairesi E.2005/3546 K.2006/1454 T.19.4.2006
Yükümlü şirketin, kesinleşen özel tüketim vergisi borcunun tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açtığı davada; Yükümlü şirketin ihracattan kaynaklanan KDV iadesinden doğan alacağı için iade alınması yerine indirim yolunu tercih etmiş olması, ancak daha sonra bu tercihi değiştirerek mahsup yoluyla iade talebinde bulunmuş olması, mahsup dilekçesinin verildiği tarihte indirim işlemlerinin tamamlanmış olması ve bu tarih itibariyle artık katma değer vergisi iade alacağı bulunmaması sebepleriyle, mahsup işleminin yapılmamasına bağlı olarak kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde isabetsizlik yoktur

  Kaynak:Referans Gazetesi Veysi Seviğ

CEVAP VER