Stopajda anayasaya aykırılık

0
203

Gelir Vergisi Yasası’nın geçici 67’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bankalar ve aracı kurumlar takvim yılının üçer aylık dönemleri itibariyle;

* Alım satımına aracılık ettikleri menkul kıymetlerle diğer sermaye piyasası araçlarının alış ve satış bedelleri arasındaki fark,
* Alımına aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının itfası halinde alış bedeli ile itfa bedelleri arasındaki fark,
* Menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının tahsiline aracılık ettikleri dönemsel getirileri (herhangi bir menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracına bağlı olmayan),
* Aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası araçlarının ödünç işlemlerinden sağlanan gelirler,
üzerinden yüzde 15 oranında vergi tevkifatı yapmakla yükümlü tutulmuşlardır. Bilahare 07.7.2006 tarih ve 5527 sayılı yasanın l/a maddesiyle eklenen ve yayımı tarihinde yürürlüğe giren düzenleme uyarınca dar mükellef gerçek kişi ve kurumlar için bu oran sıfır olarak uygulanmaktadır.
Diğer yandan konuya ilişkin olarak geçici 67’nci maddeye eklenen 17’nci fıkra ile bakanlar kuruluna söz konusu maddede yer alan oranları her bir kazanç ve irat türü ile bunları elde edenler itibariyle, yatırım fonlarının katılma belgelerinin fona iade edilmesinden elde edilen kazançlar için fonun portföy yapısına göre ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye veya yüzde 15’e kadar artırma konusunda yetki verilmiştir.
Bakanlar kurulunun 22.7.2006 gün ve 2006/10731 sayılı kararı uyarınca da "Gelir Vergisi Yasası’nın geçici 67’nci maddesinde yer alan kazanç ve iratlardan yapılacak yukarıda belirtilen işlemlere yönelik tevkifat oranı dar mükellef gerçek kişi ve kurumlar tarafından elde edilenler hariç olmak üzere" yüzde 10 olarak tespit edilmiştir.
Yapılan bu düzenlemelerle ülkemizde özellikle kamu kâğıdı faizlerine uygulanan Gelir Vergisi tevkifatı dar mükellefler açısından yüzde sıfır uygulanırken tam mükellefler için bu oranın yüzde 10 olması öngörülmüştür.
Bu uygulama ile ülkemizde elde ettiği bu tür menkul sermaye iradı üzerinden sıfır oranında vergi ödeyenler (gerçekte vergi ödemeyenler) tam mükellef olan Türk yurttaşlarına göre korunmuşlardır.
Gerçekte dar mükellef olup ülkemizde sıfır oran uygulanması dolayısıyla vergisiz menkul sermaye iradı elde edenlerin bir bölümü kendi ülkelerinde Türkiye’de elde ettikleri vergisi sıfır olan menkul sermaye iratlarını beyan etmek suretiyle kendi ülke hazinelerine katkı sağlamışlar, bu suretle Türk Hazine’sinin bu uygulama nedeniyle yoksun kaldığı vergi geliri; geliri elde edenin ülkesi hazinesine intikal etmiştir.
Her şeyden önce anayasal buyruk gereği "Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır." Bu bağlamda da yine anayasal buyruk gereği "Herkes dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir."
Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü tutulurken dar mükellef olarak tanımlananların vergisini sıfıra indirmek suretiyle yasada tanımı yapılan bir kesimi vergi dışı bırakmak mevcut anayasal düzenleme ile örtüşmemektedir.
Konuyu bir vergi mükellefinin yapmış olduğu başvuru üzerine değerlendiren Ankara 3. Vergi Mahkemesi tarafından verilen karara göre de bu durum anayasanın 10 ve 73’üncü maddelerine aykırı bulunmuştur. Şöyle ki;
* Kanun önünde eşitlik başlıklı anayasanın 10. maddesinde yer alan ilkeye göre aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı kurallara bağlı tutulacağı, değişik hukusal durumda olanların ise değişik kurallara bağlı tutulmasının bir aykırılık oluşturmayacağı kabul edilmiştir.
Gelir Vergisi Yasası’nın geçici 67’nci maddesinde yer alan ve itiraza konu "Dar mükellef gerçek kişi ve kurumlar için bu oran yüzde sıfır olarak uygulanır" ibaresi vergiyi doğuran olay
tüm mükellefler için aynı olduğu halde, bir başka deyişle kazancın elde edilmesi yönünden aynı durumda bulunulduğu halde dar mükellef lehine bir düzenleme yapılmasının anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
* Anayasa’nın "Vergi ödevi" başlıklı 73. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür" denilmektedir. Fıkrada verginin "genel olması", "mali güce göre" ve "kamu giderlerini karşılamak üzere" alınması öngörülmüştür.
Mali güce göre vergilendirme, verginin kişilerin ekonomik ye kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, mali gücü fazla olanın, mali gücü az olana oranla daha fazla vergi ödemesi gerektiğini belirler. Mali gücün tanımı anayasada bulunmamakla birlikte genellikle ödeme gücü anlamına kullanılmakta, kamu maliyesi yönünden ise gelir, servet ve harcamalar mali gücün göstergeleridir. Verginin, mali güce göre alınması aynı zamanda eşitlik ilkesinin uygulama aracıdır.
Vergide eşitlik ilkesi, yükümlülerin vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle vergilendirmenin yapılmasını öngörür. Başka bir deyişle kişilerin genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre katılmalarıdır. Bu durumda anayasada öngörülen verginin "mali güce göre ödenmesi" herkesin vergi ödemesi ilkesiyle birlikte vergilendirmede adalet ve eşitlik ilkesine uygunluğu gösterir ve sosyal devletin en etkin uygulama aracını oluşturur. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı bu ilkelere uyularak sağlanır.
Vergide eşitlik ilkesi mali gücü aynı olanların aynı, mali gücü farklı olanların ayrı oranda vergilendirilmesidir. Yukarıda açıklanan gerekçe ile Ankara 3. Vergi Mahkemesi Gelir Vergisi Yasası’nın geçici 67’nci maddesinin sözü edilen "dar mükellef gerçek kişi ve kurumlar için bu oran yüzde sıfır olarak uygulanır" ibaresinin anayasanın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesi ile 73. maddesindeki vergilendirme ilkesine aykırı görüldüğünden iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına karar vermiş bulunmaktadır. (TC Ankara 3. Vergi Mahkemesi, Esas No: 2006/1666)

 

CEVAP VER