Vergide kurumsal ve kültürel reform

0
187

Anayasa Mahkemesi’nin son kararıyla anormal bir riskten kurtulduk ve temel gündemimizi oluşturan olağan risklerimizle başbaşa kaldık. Geçtiğimiz haftalarda bu gündemin kısa ve orta vadelerdeki ana eksenleri yönünden bir yandan Orta Vadeli Program’ın, diğer yandan yakında açıklanacak AB uyumuna yönelik ‘ulusal program’ın içeriği üzerinde durduk. Bugün iki programın içeriğinde de her vadede önem taşıyan ve azaltılması gereken kurumsal ve yapısal zaaflar içinde ön sırada yer alan vergi uygulaması ve etkinliği ile ilgili bazı hususları ele almak istiyoruz.

Yavaşlayan Batı’nın yatırımcısını çekmeliyiz

Kalıcı ve sürdürülebilir büyümeyi hedefleyen bir ülkede, iç tasarruflar yatırım ihtiyacını karşılayacak düzeyde değilse dış kaynağa gerek bulunduğu açıktır. (İç tasarruf oranının artırılması daha uzun vadenin konusudur.) Dış kaynak bulunması ise belli başlı faktörlerin bileşkesi anlamına gelecek "yatırım ortamının çekiciliği"nin artmasına bağlı. Bu faktörler arasında dikkatle gözetilen biri de ülkedeki vergi mevzuatı ve uygulaması. Gelişmiş Batı ülkeleri bile, şimdilerde Japonya ve Fransa’da görüldüğü gibi, kendi vergi sistemlerindeki karmaşık ve caydırıcı unsurları ayıklamaya uğraşırken tasarruf açığı olan bizim gibi gelişen ülkeler için sorun çok daha hayati.

Vergi sistemi de dahil yapısal reformların önemini ve ivediliğini vurgulamak için sıkça söz ettiğimiz iki gelişme son zamanlarda iyice doğrulanıyor. Birincisi, Türkiye’nin dış ticaretinin ve özellikle ihracatının yarısından fazlasını oluşturan AB piyasalarında küresel krizin etkileri yoğunlaşmaya başladı. 2008 ikinci çeyreğinde Fransa, İtalya ve İspanya’nın büyümeleri sıfıra yaklaşırken Almanya ekonomisi daraldı. İşten çıkarmalara başvuran ve borsa değerleri düşen Avrupa şirketleri, yüksek büyüme oranlarına sahip ve yatırım cazibesi bulunan yükselen ülke pazarlarında yatırım ve üretim fırsatlarını gözlüyor. Mevcut yabancı sermayeli şirketlerin üçte ikisi AB kaynaklı olan Türkiye, hem bu şirketlerin, hem de yenilerinin gözünde cazibesini korumak ve artırmak zorunda. İkincisi, gelişmiş Batı dünyasındaki kriz, mutlaka dünyanın her ülkesinde daralma anlamına gelmiyor, aksine doymamış ve gelişen pazarlar için fırsata dönüşüyor. Yerli ve yabancı medyada yer alan küresel şirket açıklamaları da sürekli olarak bu düşüncemizi doğruluyor.

Vergide kurumsal ve kültürel zaaflar

Vergi sisteminde özellikle kayıtdışı ve gelir vergisi ile ilgili yapısal darboğazın üzerine sistemli ve uzun soluklu bir çaba ile yoğunlaşmak gerektiğini biliyoruz. Bu nedenle yeni bir yasa taslağı yasama sürecine girmek üzere ve kayıtdışı ile ilgili ayağı yere basan tedbirler de peyderpey uygulanmaya başladı. Ancak belki bunlardan da önemli kurumsal ve kültürel zaaflar da var ki üzerinde pek durulmuyor.

Bunlardan biri vergi idaresinin kapasitesinin ve etkinliğinin artırılması. Teorik olarak ceberrut fakat uygulamada etkisiz idarenin dönemi çoktan geçti. Modern vergi idaresi, bir yandan mevcut mükellefler ile saydamlık ve objektif işbirliği esasına dayalı çözüm odaklı bir diyalog kurmayı, diğer yandan mevzuatın uygulanmasında adil işlem ve eşit yaptırım hissi uyandırmayı sağlayacak bir hizmet derinliğine sahip
olmalı.

Geçtiğimiz dönemde yarı özerk bir gelir idaresi oluşturulması ve vergi politikaları için de ayrı bir ünite kurulması kuşkusuz olumlu adımlar; ancak bu idarenin kadrolarının sözünü ettiğimiz hizmet derinliğini gerçekleştirecek şekilde güçlendirilmesi ve eğitilmesi gerekiyor. Başta kurumlar vergisi reformu olmak üzere son yıllarda uygulamaya konan yeni ve modern mevzuat düzenlemelerinin uygulamaya tam olarak yansıması da buna bağlı. Sözgelişi OECD ilkelerine paralel olarak kapsamlı bir şekilde mevzuata yerleştirilen transfer fiyatlaması, ilke olarak ciddi yabancı ve yerli yatırımcı için olumlu bir düzenleme iken, uygulanacak emsaller ile ilgili belirsizlik ve idari kadrolardaki uzman yetersizlikleri gibi altyapı eksiklikleri yüzünden vergi toplamak için haklı haksız başvurulacak bir tehdit aracına dönüşebilir ve caydırıcı olabilir. Yine KDV iadelerindeki gecikme ve güçlükler, şirketlerin finansman yükünden kurtulmak için dolambaçlı ve yapay yapılar kurmalarına ve kayıtdışı işlem riskinin artmasına yol açabilir.

Yakın geçmişin bir başka başarılı uygulaması olan Büyük Mükellefler Vergi Dairesi de, genellikle kayıtdışı riski olmayan büyük ölçekli kuruluşlar ile birlikte çalışmaya ve bilinçli/bilinçsiz hatalı vergi beyanlarını cari dönem içinde (yani önceden) önlemeye, vergi incelemesi ihtiyacını mümkün mertebe azaltmaya ya da incelemelerin süresini kısaltmaya, böylece öngörülebilir ve saydam bir vergi ortamı yaratmaya yönelebileceği gibi, sık ve yoğun vergi incelemeleri ile bu önemli mükellef kesimini sürekli tedirgin edecek, uygulama ile ilgili belirsizlik ve bulanıklığı artıracak, dolayısıyla yatırımcı güvenini sarsacak bir aygıt olarak da kullanılabilir. Üstelik böyle bir durumda uyum özendirilmiş, uyumsuzluk cezalandırılmış olmaz. Yani vergi kültürü iyileşmez.

Diğer bir kurumsal zafiyet vergi denetimleri alanında sözkonusu. Şimdiye kadar olduğu gibi beş yıllık zamanaşımı süresi içinde ve genellikle bu sürenin son yıllarında belki uygulanabilecek vergi denetimi tehdidini demokles kılıcı gibi kullanmak yerine (ki denetim elemanı yetersizliğinden dolayı bu pek keskin bir kılıç da değil), beyanname kabulü aşamasında sistematik ve hızlı bir kontrol, güçlendirilmiş bir vergi idaresi oluşturarak ihtilaflı konularda mükellef ile ön anlaşma yapılması, yargıya gitmeyi azaltacak kapsamlı uzlaşma prosedürleri geliştirilmesi yatırımcı güvenini artırma yönünden çok daha etkin yöntemler. Üstelik böyle bir uygulama, sınırlı olan üst düzey denetim kapasitesini daha karmaşık ve önemli alanlarda yoğunlaştırmaya da imkan verir. Kaldı ki Maliye Bakanlığı’nın geleneksel üst düzey denetim kadrolarının da yeni idari yapılanmada nasıl konumlanacakları ve nasıl daha etkin kullanılacakları da henüz belli değil.

Yatırımcı vergi riskini bilmek ister

Son olarak Türk reel sektörünün ve özellikle KOBİ’lerin önümüzdeki yıllarda giderek kritik hale gelecek dönüşümleri ve yeniden yapılanmaları yönünden vergi mevzuatının daha öngörülebilir bir ortam sağlaması gereğinden söz etmeliyiz. Optimal ölçeklerin yakalanması ve stratejik odaklanmalar için hisse ya da varlık transferlerinin potansiyel alıcılar açısından asgari risk taşıması beklenir. Oysa kayıtdışının yüksek, vergi incelemesinin son beş yıl için muhtemel olduğu bir ortamda mali raporlaması yeterli standartta olmayan şirketlerin ortak bulması da, finansman sağlaması da kolay olmaz. Unutulmamalı ki ciddi bir yatırımcı, mevzuatın ve yaptırımların tam anlamıyla uygulandığı bir senaryoyu esas alır; bir şirket böyle bir senaryodaki vergi riskinin gerçekleşmesi halinde batacaksa, alıcı ya da borç bulması tesadüfe kalır.

Sözün kısası vergi mevzuatımızı daha az ürkütücü yapmalı, fakat mevzuatta yer alan hükümleri de tam anlamıyla uygulamalıyız.

Adnan NAS
adnan.nas@tr.pwc.com

CEVAP VER